Ahmet Müfid Okbay

beşinci ağıt; adonis bahçelerinde

 

 

ozan:

tüm iki kişiler zalimdir

lanetlenmiş güzellikler ve  saf düşler

afrodit ve golem…

sanırım dokundu birbirine

adonis bahçelerinde

gündoğumuydu

o an

koptu  kıyamet

 

afrodit:

asr-i saadetten kıyamete…

yaklaşırken dünyanın sonu, bildiğim sezebildiğim kadar…

 ağlıyorum… belki bu yüzden

ölümü bildirilmiş; bir ses, bir ışık

sanki ölümümdü benim

öldü.

kadınların ve erkeklerin içindeki erkek tanrıların ölümüydü…

sıradan bir cinayet tasarımı gerçekleşti golgota'da;

-baştan çıkaranım ben!-

 

 

molek:

tanrı gibi giriyor içeriye…

 soytarılar birbirleriyle alaycı fısıldaşıyorlar;

ha molek... ha molek…

küçük kız çocukları korkuyla kaçışıyorlar

gözlerinde utangaç bir şehvet dalgası saklayarak

oturuyor soylulara ayrılmış masaya

kirli tırnaklarıyla cebini karıştırıyor…

harcanabilir tüm sermayesini döküyor ortaya;

-zayıflar, ezilmişler, çekingenler-

bir gemi yükü…

-düşler. duygular. aydınlanmalar; hacıyatmazlar-

konuşuyor tıslayarak;

gösterip altın dişlerini ve çatal dilini

fışkırıyor kılıcından;

-tasarılar, zırvalar, tapınmalar-

söylediklerinden de kendi sarhoş oluyor;

-ama devam ediyor herkes içmeye-

bedava içkiler burada;

-inançsızlık, alay, küçücük bir mermi parçası-

bedava! kan. decartist'leri çağrıştırıyor kemanlar

ve kan tutuyor katili…

kadınların gözlerinde renk değiştiriyor bukalemunlar

o küçük kız… ağlıyor hala,

sandukalarda, vazolarda

kelebek ömürlü koparılmış  çiçekler açıyor

adonis bahçelerinde

 

 

afrodit:

ağladığım yerde bağışladılar sandım

öyle ya bir masal kahramanı, tanrıçaydım

 çok alışmıştım soğukkanlı cinayetlere

kutsadım güzelliği, bende…beni

ben yapan, seni çok

özledim;

-akhilles'i, hector'u , paris'i-

o tüm erkek kahramanların

                    kılıç seslerini, tenini…

 

 

 

ozan:

karar tamam !

ölecek adonis

-savaş tanrıları

          aşk diye musallat oluyorlar başına -

sezinliyorlar tehlikeyi

karar veriyorlar iktidar; ölecek ivanov!

-insanın benzerini nasıl sevebileceğini

                                    anlamayan insan

onun nasıl öldürülebileceğini asla anlayamaz!-

 

 

molek:

 aslında dağların doruklarında yetişen bir çiçek adıydım

 bedeninde irin dolu çıbanlar çıkmadan önce

elbet büyücüler salık verdi, ruhun kirlenmesi

evliliğin  var olduğu yerde, içimizdeki erkle başlıyor

çocuk beyinleri yemesi gerekiyordu                             

-ha molek!

 zihin düzücü! çocuk katili! ölüsevici!

 anadilini arayan zavallı çocuk, gül yaralı!-

sular toplanır dağlardan, geçit vermezmiş türküler

bir acı çöker…

sarı saçlarını çocukların, tütün diye sarar içermiş;

-dilindeki acı pas tadı silinmezmiş-

yalnız gecelerde...      

geceleri yalnız, ama yalnız

                        yatmayı hiç anlamıyorum

tuhaf, tanrıyım… boş gözyaşı kasemi anımsatıyor

bana çocuk gözleri

çocukken altın saçları varmış

bir kıza benzermiş

yetekli linos, tanrıların bile kıskandığı

sanki bir masal kahramanıymış…

ben ki şik ve nasnas, görünmez o yanım;

-dağlı bir ecinni-

bilmezsiniz, acz içinde

diğer yanımda çıplak bir insan yaşarmış

önce örtündü masalını

oturdu yanıma linos;

-kılıcını da kuşanmıştı-

ağladı bütün  gece;

-tüm güzelliklerin tanrıçası için-

bir dalgayı birlikte aştık…

hazırdı benle savaşmaya

kılıcı hazırdı

sanki sözcüklerle

sevişmeye…

anlattı küçük kızın öyküsünü…

ve ağladı, bağışlamam için afrodit’i

abartılıydı sözleri…yalancı ve zarif;

-ekşimiş bir koku vardı etinde-

silemedim hala;

-aklımdan, tenimden, damağımdan-

kamaşır dişlerim gece boyu

kanar düş etlerim

oysa bilmiyordu işlediği kusuru

insana ait değildir

                güzel sözcükler;                                 

 -eskiden bahar yeliyle gelen-

sevişmelerin kokusu değil de nedir?

-etin çürümesi-

öfkelendiriyor bu biraz beni

aşağılıyor sanki tınılı sesi;

-uyarıyor erkekliğimi-

oysa anlamıyor…

kan akıtmalıyım, anlıyor musun...kan!

yoksa nasıl gerçekleşir devrimler?

ruhumu istiyorum, doğu'lu saflığını

bebeleri ile kırmak için işbirlikçileri

kan akıtmalıyım, anlıyor musun

kan!

yoksa nasıl olur kendime saygım?

 ha molek !

   ...dahek !

zavallı hak !

  …ölümlü !

 

adonis/linos/golem-ozan:

(her kimse/erkek)

 öldürmek  için mi geldim ? yoksa ben miydim kurban…

gece sarıyor bedenimi

sözcükler, ezgiler… vltava nehrinin serin suları

derine, daha derine çekiyor beni

bir çift ay moli;

 –benim sana aldığım-

yüzüyor gecenin içinde…

aydınlatıyor sevişmelerimizi;

-akvaryumun mavi ışığı-

sarıyor bedenini

sen uyuyorsun mavi

ayrılık ;

-bir kılıç gibi-

uzanıyor aramızda…

bu bodrum katında, akvaryumun mavi ışığı

örterken çıplak bedenlerimizi…

her şey kendiliğinden gün ışığına çıkacak, her ne kadar ben onları şu an sessizliğimle örtsem de

büyüyor sırlar, sarsıyor ruhunuzu masmavi

aşk ya da ölüm...

ölüm mü?

ölüm yoksa aşkı kutsayacak!

aşk yoksa ölümü....

ulrike! ya da bengi azra;

bu gece seni öldürmek için geldim!

aşk'çin, çın, çin!

ölmek’çin, çın, çin!

 

 

 molek:

 ama, biraz da katildik…

 sezinliyor insanı apollon

pisarev, bakunin ve neçayev…

 başı sonu olmayan bayram!

haydi çekingenlere şantaj!

korkaklara tehlikeli eylem!

ezilmişlere acı!

insan değilsiniz, bir o kadar zayıf ve onurlu

kadınların gözyaşlarına spermleriniz karışıyor

asılırken attığınız sloganlarla…

ya da kendimizi asarken, bir bodrum katında

döktüğümüz gözyaşları karışıyor

seviştiğiniz kadınların ıslaklığına

ha molek!

doğacak kız çocuğumu gömün toprağa

ilk siz taş atın, onansın günahsızlığınız

sözcüklerle büyüsün erk, ruhlarımızda

asimilasyonun gizli hükümranlığı

sanki aşk, işgal altında o ülke…

teslim olmaz gözyaşlarına

bir kürt kızı ölüme gider, özler dağlarını;

-biraz da benim yazdıklarım yüzünden-

diyarbekir’de bir dengbej anlatır öyküsünü

kadınlar eşlik ederler kederli zılgıtlarıyla

dumanlı dağ ateşleri soğur kraterinde

magması özgürlük diye

kalbimde kanayan bir yaradır

yadigar

gök çiçeği, mor-lacivert bir ufuk doğar

kırmanç ve asi

esir yurdumun doruklarında

açar asmin diye

yarınlar…

 

 

adonis/linos/golem- ya da ozan:

(her kimse/erkek)

ha molek!

sen! sevişmektesindir şimdi

erkek edalı şiir okuyuşlarının;

-toplu/yasak/yalnız-

aşklarının çekilen ipiyle

ve ne? oluşur, evren parçacıklarının sonsuz patlayışının

yaslı gidişinde…

sonra kim? boğulmuş mudur

senin konyak kadehi düzüşmelerinde

şarkılarla…

ve nasıl? çocuk sahibi olunabilinir

bu solmuş karanfil evliliklerinde;

-sormadın-

...soramazdın, çekip kılıcını

girdin içeriye

senden bekleneni

gerçekleştirircesine...

ve aradın  ölüm biçimini

gerdek gecesinde afrodit’in

artık kan ve gül…

ha molek!

kılıcından silmeyi de unutacaksın

küçük kız çocuklarının korkularını

ve ayaklarının altında yatan

çocuksu lamba tasarılarının

ya da aşk adına bilinen ne varsa

ayrımına dahi varmadan;

-oysa sen duyarlılık tapınağı-

gözlerini kan bürümüş…

ezip ayaklarının altında yatan

binlerce duygunun cesedini…

tılsımlı sözcüklerin süslediği

kılıcına davranacaksın…

güzellik ve düşleri öldürmek

ve belki de ölmeyi ümit ederek

-dişlerinde o kekre tadı unutamayacak-

ölüm anında;

-af dileyerek, adını fısıldayacaksın-

linos’un…

 

 

afrodit/amelia:

(her kimse/kadın)

lanetli bir mersin’im ben

 on iki gece sevişti öz babasıyla smyrna

gizemli bir sakız ağacından doğdu adonis

olağandı kasıt

ve kusursuzdu kıyım

aşk mı?

bitti.

 

üstelik gerekçesi de yoktu

konyak kadehine aristokrat molek

tüm erkek tanrılar…

gerekçesiz öldürdüler onu

öldü adonis

öldürüldü linos…

çağımız inceliği yitirdi.


elveda amelia