Ahmet Müfid Okbay

sekizinci ağıt: suret tutmaz bir aşk öyküsü

 

 

ah tanrım! suret tutmaz bir aşk öyküsünde

karışıyordu isimler…

adonis ve linos oluyordum

yüzümde simler…

dahek ve molek olup

arınmak için günahlarımdan

güç ve kan dökünüyordum

kahire hamamlarında…

ah tanrım! ne bitmez cezalara çaptırılmışız

golem ve ben olup

taşa dönüşüyordum

prag’da bir sinonogda…

inançsız kalıp

sonsuza dek kayboluyordum

kimsesiz ve sevgisiz

nyboder ülkesinde…

yine de şarkılar söylüyordu vltava nehri

sevgilim! ey tek sevgilim!…

 

bir adam duruyordu kıyısında

aşka vurgun çağrısı suların

tüm nehirler gibi denizi özlüyordu

bir adam duruyordu…

 

kimdi tanrım? merman

suların baştan çıkardığı

günahlardan arındırıp

derinliklere çağırdığı…

 

kimdi tanrım? agnes;

yalancı bir siren…

afrodit’ti, amelia’ydı, ulrike’ydi

belki de, belli ki tüm o masal kadınlarıydı

 

karısını aldatmıştı merman

vicdan azabı içinde

arınmak için

teslim etti bedenini dingin sularda

agnes’in kollarına

 

tüm ikinci eşler kıymetliydi…

 

vltava ana şarkılar söylüyordu

deltasında afrodit’in…

nehirler denize kavuşuyordu

ölümlüydü merman

kim di ölümlü? tanrım

 

güne öyle rahat dokunurken  gece

gözleri irin kaplı ve günahkar

sarmalıyordu agnes ve merman’ı

çıplak bedenleri örtüyordu masumiyet;

-afrodit ve adonis’i; molek ve linos’u-

kadın ve erkek aşıkları

sarmalıyordu düş ile güzellik;

-elbette yalandı-

tüm ikinci evlilikler kadar

 ilk ve son aşklar da;

-yalan!-

avcı ava dönüşüyordu…

 

kimdi saf olan? bakire agnes mi?

-ama şeytan en çok saf insanlardan korkardı -

karısını aldatan günahkar merman mı?

av ve avcı

saf ve günahkar

yalan ve gerçek

yoksa acz içinde tabiatın kuralı mıydı

aldatmak ve aldanmak

yalancı olan kimdi…

erkek, kadın… insan

ihanet eden kim?

 

ben öykümüzü anlatıyordum

afrodit’i, agnes’i,  amelia’yı

seni;

-sizi seviyorum diyordum, hepinizi-

sizi…hepinizi…

yok mu bunun önemi ?

 

yani, bir düş halini…

bir parebellumu ağzıma sokuyordum

uçurumla bakışımlı gözyaşlarını resmediyordum deve derisinde…

bir öykü anlatıyordum

dokunmadan sevişmeyi;

-gözyaşlarının sevişmesini-

 

bir parebellumu ağzıma sokuyor ve

gözyaşlarına dokunduğum

o andan söz ediyordum

gözyaşlarından ibaret bir aşkı…

ve o aşktan

çingeneler gibi vedasız

ayrılışımı…


elveda amelia