beyoğlu’nu boydan boya geçen ıslık
- Görüntüleme: 111
eski pera'nın arka sokaklarında
bir şairin kendini bulduğu tarih
var mıdır
sonra o kadın
ağlamakta mıdır hala
bilmiyordum
şikayetçi ve uzak yolculuklardı.
beyoğlu'nu boydan boya geçen ıslık
bir tramvayın çıngırağından arda kalan ses
adın. edan. kokun.
sonra… dün akşamüstü
nişantaşı'ndan geçen o vapur
sanırım sizin ayarttığınız otobüs güzergahından
anılarımın silindiği sokaklara açılan
o dünrengi nehir
sevişiyor
kan renginde.
eski pera sokaklarının gölgelerine saklanan
bir zamanlar fransız ateşesi'nin kullandığı
şimdi madam'sanfamil'in olan
o yeşil panjurlu ev
var mıydı
sonra o kadın
ağlamakta mıydı gerçekten
bilmiyordum ya
beyoğlu'nu boydan boya geçen o ıslık
beyoğlu'nun tam ortayerinde
yarıgece. unutma ve sevişme vakti. sessizce.
yok/ayışığı serenadı altında, yok/keman sesleri eşliğinde
çarliston günleriydi, caz mevsimiydi,
tangolar zaten kendisiymiş
bir-ki üç, hep-ki üç, hop-ki üç… dönelim, dönelim ki
döndürerek, döndürelim ki
-pek muhtemel-
sevişerek;
şikayetçi ve uzak yolculuklardı.
beyoğlu'nu boydan boya geçen ıslık
sen. şimşir kaşık. anılarda havası.
madam'sanfamil'in erkek eli değmemiş sesi
dün gece tramvay çıngırağından arda kalan
o eskimiş sesti ki
düş yakamdan çiçeği takan eşcinsellerin
o iğdiş edilme çığlığı, kayıp çocukluğum
galatasaray hamamı'nın muhteşem kubbesinde
yankılanmakta mıydı şimdi
bilmiyorum diyordum ya size
bilmem kaçıncı lui'den kalma eşyalarıyla madam'sanfamil'in evinde
lavanta ve edirne sabunu kokan o kilitli sandık odasında
kaç yaşanmamış sevgili cesedi saklıydı
ve o meşum hamamın erkekler kısmında
satarak/ağlayarak/donarak/acıyarak
sevi/işiyorlardı
kan içinde.
sabaha karşı pera'nın arka sokaklarında
kızkurusu. kimsesiz ölen. azınlık.
gizini saklamak için kendini
parça parça satan o yeşil panjurlu evden
yani bilmem kaçıncı lui'den kalma eşyalarıyla
madam'sanfamil'in evinden
bir hırsız gibi çıktım dışarıya
sonra… yok/ayışığı altında, yok/keman sesleri eşliğinde
ergeni bir kefere dilberinin peşine düştüm
krepen pasaji'nda safir dantelası uçuşuyordu
ansız, hafifçe kaydı askısı;
bir deli, çiçek tarhlarının üstünden atladı
ay belirdi;
kırık bir laternanın üstündeki tozu üfledim ben, fotoğrafta
kıkırdadı paslı dişlisi; ezgiyle kıpırdandı anılar
"belirince makarin bedeni; aksam sapah... aksam sapah"
"beyoğli'ni boydaaan boya kapladi islık..."
"savurdi dumanini hasretle, sararmış bir fotogurafta"
"memeleri aksam denisi, güzelim amèlia"
güzeller güzeli amèlia
var mıydı gerçekten
kısık bir çan sesi sordu bunu
sonra… gece bitti, ay görünmez oldu, gün de gölgede
sarı sis sürtünerek pervazlarına ve panjurlarına eskil kentin
beyoğlu'nu boydan boya kapladı.
askısını düzeltti amèlia; yüzü çoktan görünmez olmuştu
besbelli... dedim, besbelli;
bir ıslık
bir çıngırak sesi
bir madam'sanfamil'gülüşü
bir galatasaray hamamında eşcinsel sevişmesi
olarak
eski bir pera düşü görülebilir miydi
besbelli...
bilmiyordum ya
o azınlık yalnız ölüm
sen antuan kilisesinin zamansız çalan çanları
yani o şairin “omuzbaşındaki şaire" yazdırdığı tarih
var mıydı
sonra… o kadin
ağlamakta mıydı hala
bilmiyordum
şikayetçi ve uzak yolculuklardı.
beyoğlu'nu boydan boya geçen ıslık
ben. taksim ayazı. sabah kahvaltısı.
kol börekli ve çaylı mutluluk
sanırım böyle bir şey olmalıydı süreya'ca
bir an amèlia'nın safir dantelasını tekrar görür gibi oldum
telaş içindeydi, gün ışığına yakalanan bir vampir gibi erimekten korkuyordu sanki
hacapulos pasaji'nın önünde görünmez oldu
silah sesleri; çocukların bayram çatapatları mı, çığlıkları mi yoksa martıların?
beyoğlu'nu boydan boya geçen o ıslık
takipte miydi
amèlia! amèlia!
bilmiyordum ya
sair/arayan|"omuzbaşında"/tarih yazan
tramvay/sessizce dolandı çevresinde anıtın
elbette vurdumduymaz işe gidenler de vardı
yanar/döner... mavi/yeşil
bir araba/gazete bayinin önünde çoktan durmuştu
megafondan tüm alana yayılan ses
ne o ıslık, ne de o çıngırak sesiydi ki: şaşırdım;
günaydın... diye bütün bir alanı selamlayan bir polis
ilk kez görüyordum ki
77'den kalma 38 ölünün sürmanşet çığlığıyla:
...var mı? diye ekledi megafonun metalik sesiyle
megafonda gazete/taksim meydani'nda ölüler/ve ayaz
"omuzbaşımızdan" yaşamımıza dönüp bakmalıyız diyen
bir şairin kendini bulduğu tarih
var mıydı
sonra o kadın
ağlamakta mıydı hala
bir-ki üç, hep-ki üç, hop-ki üç… dönelim, dönelim ki
döndürerek, döndürelim ki.
-pek muhtemel:
sevişiyordu
kan renginde.
biliyordum
şikayetçi ve uzak yolculuklardı.