Ahmet Müfid Okbay

beyoğlu’nu boydan boya geçen ıslık

 

 

eski pera'nın arka sokaklarında

bir şairin kendini bulduğu tarih

var mıdır

sonra o kadın

ağlamakta mıdır hala

bilmiyordum

şikayetçi ve uzak yolculuklardı.

beyoğlu'nu boydan boya geçen ıslık

bir tramvayın çıngırağından arda kalan ses

adın. edan. kokun.

sonra…  dün akşamüstü

nişantaşı'ndan geçen o vapur

sanırım sizin ayarttığınız otobüs güzergahından

anılarımın silindiği sokaklara açılan

o dünrengi nehir

sevişiyor

kan renginde.

 

eski pera sokaklarının gölgelerine saklanan

bir zamanlar fransız ateşesi'nin kullandığı

şimdi madam'sanfamil'in olan

o yeşil panjurlu ev

var mıydı

sonra o kadın

ağlamakta mıydı gerçekten

bilmiyordum ya

beyoğlu'nu boydan boya geçen o ıslık

beyoğlu'nun tam ortayerinde

yarıgece. unutma ve sevişme vakti. sessizce.

yok/ayışığı serenadı altında, yok/keman sesleri eşliğinde

çarliston günleriydi, caz mevsimiydi,

tangolar zaten kendisiymiş

bir-ki üç, hep-ki üç, hop-ki üç… dönelim, dönelim ki

döndürerek, döndürelim ki

-pek muhtemel-

sevişerek;

şikayetçi ve uzak yolculuklardı.

 

beyoğlu'nu boydan boya geçen ıslık

sen. şimşir kaşık. anılarda havası.

madam'sanfamil'in erkek eli değmemiş sesi

dün gece tramvay çıngırağından arda kalan

o eskimiş sesti ki

düş yakamdan çiçeği takan eşcinsellerin    

o iğdiş edilme çığlığı, kayıp çocukluğum

galatasaray hamamı'nın muhteşem kubbesinde

yankılanmakta mıydı şimdi

bilmiyorum diyordum ya size

bilmem kaçıncı lui'den kalma eşyalarıyla madam'sanfamil'in evinde

lavanta ve edirne sabunu kokan o kilitli sandık odasında

kaç yaşanmamış sevgili cesedi saklıydı

ve o meşum hamamın erkekler kısmında

satarak/ağlayarak/donarak/acıyarak

sevi/işiyorlardı

kan içinde.

 

sabaha karşı pera'nın arka sokaklarında

kızkurusu. kimsesiz ölen. azınlık.

gizini saklamak için kendini

parça parça satan o yeşil panjurlu evden

yani bilmem kaçıncı lui'den kalma eşyalarıyla

madam'sanfamil'in evinden

bir hırsız gibi çıktım dışarıya

sonra… yok/ayışığı altında, yok/keman sesleri eşliğinde

ergeni bir kefere dilberinin peşine düştüm

krepen pasaji'nda safir dantelası uçuşuyordu

ansız, hafifçe kaydı askısı;

bir deli, çiçek tarhlarının üstünden atladı

ay belirdi;

kırık bir laternanın üstündeki tozu üfledim ben, fotoğrafta

kıkırdadı paslı dişlisi; ezgiyle kıpırdandı anılar

"belirince makarin bedeni; aksam sapah... aksam sapah"

"beyoğli'ni boydaaan boya kapladi islık..."

"savurdi dumanini hasretle, sararmış bir fotogurafta"

"memeleri aksam denisi, güzelim amèlia"

güzeller güzeli amèlia

var mıydı gerçekten

kısık bir çan sesi sordu bunu

sonra… gece bitti, ay görünmez oldu, gün de gölgede

sarı sis sürtünerek pervazlarına ve panjurlarına eskil kentin

beyoğlu'nu boydan boya kapladı.

askısını düzeltti amèlia; yüzü çoktan görünmez olmuştu

besbelli... dedim, besbelli;

bir ıslık

bir çıngırak sesi

bir madam'sanfamil'gülüşü

bir galatasaray hamamında eşcinsel sevişmesi

olarak

eski bir pera düşü görülebilir miydi

besbelli...

bilmiyordum ya

o azınlık yalnız ölüm

sen antuan kilisesinin zamansız çalan çanları

yani o şairin “omuzbaşındaki şaire" yazdırdığı tarih

var mıydı

sonra… o kadin

ağlamakta mıydı hala

bilmiyordum

şikayetçi ve uzak yolculuklardı.

 

beyoğlu'nu boydan boya geçen ıslık

ben. taksim ayazı. sabah kahvaltısı.

kol börekli ve çaylı mutluluk

sanırım böyle bir şey olmalıydı süreya'ca

bir an amèlia'nın safir dantelasını tekrar görür gibi oldum

telaş içindeydi, gün ışığına yakalanan bir vampir gibi erimekten korkuyordu sanki

hacapulos pasaji'nın önünde görünmez oldu

silah sesleri; çocukların bayram çatapatları mı, çığlıkları mi yoksa martıların?

beyoğlu'nu boydan boya geçen o ıslık

takipte miydi

amèlia! amèlia!

bilmiyordum ya

sair/arayan|"omuzbaşında"/tarih yazan

tramvay/sessizce dolandı çevresinde anıtın

elbette vurdumduymaz işe gidenler de vardı

yanar/döner... mavi/yeşil

bir araba/gazete bayinin önünde çoktan durmuştu

megafondan tüm alana yayılan ses

ne o ıslık, ne de o çıngırak sesiydi ki: şaşırdım;

günaydın... diye bütün bir alanı selamlayan bir polis

ilk kez görüyordum ki

77'den kalma 38 ölünün sürmanşet çığlığıyla:

...var mı? diye ekledi megafonun metalik sesiyle

megafonda gazete/taksim meydani'nda ölüler/ve ayaz

"omuzbaşımızdan" yaşamımıza dönüp bakmalıyız diyen

bir şairin kendini bulduğu tarih

var mıydı

sonra o kadın

ağlamakta mıydı hala

bir-ki üç, hep-ki üç, hop-ki üç… dönelim, dönelim ki

döndürerek, döndürelim ki.

-pek muhtemel:

sevişiyordu

kan renginde.

biliyordum

şikayetçi ve uzak yolculuklardı.


sanki aşk