Ahmet Müfid Okbay

ikinci ağıt; ölü kelebekler vadisinde

 

ölü kelebekler vadisinde yürüyoruz

biri bu anı sonsuz kılmayı deniyor…

yerine bir dere akıyor

bir kaç santimetre eninde

suların durgunluğuna yüz sürmüş

ilan-ı aşk anı olmayan… aşk

hiçbir zaman olmayacak;                 

-bir fotoğraf var-

kelebekler renk veriyor gözlerine

obrukta yüzen prensesin suretinde

ölümlü ruhları avutuyor

 

acil serviste uykusuz yorgun bir doktorum

karantinada krokodil eldivenleriyle

bir çocuk uyuyor;

-başı sargılı-

salıncakta rimelleri akıyor çocukluğumun

fotoğraflarla yaralarını sarıyor gece hemşiresi

resimlerdeki suretleri sonsuz sanıyor…

 

olmadık şeyler yapıyorum ben

bir işçi muayene oluyor…

tanıdığım en güzel kadın girdi hayatıma

diyorum, göğsündeki ağrıdan söz ediyor bana

 

kurutulmuş dere yatağında yürüyoruz

ladinler ısrarlı yırtıyorlar göğü…

yeniyetme bir kız kozalak topluyor;

-dört yanı uçurumlar… geçmişi, geleceği-

ama bunlar girmiyor kareye…

iç konuşmalar giriyor belki;

-hiçbir şey anlatmayan bir taş gibi-

fosforlu yosunlarla kaplı çocukluğumuz

 

bir masal boyunca

hansel ve gratel oluyoruz

düş kırıkları bırakıyoruz yol boyu

odysseus dönsün diye evine…

osmanlı bir sefere daha çıkıyor

anne-babamız belki işgalci ordular;

-değerli inciler var elimde-

bir havuz, deliliğim sanki…

bir orman geçiyor yanımızdan

bir orman yangınına dönüşüyor hayatımız

 

olmadık şeyler yapıyorum

kentin arka sokaklarındaki yangın;

-bir aramak oluyor-

korkuları sözcüklere çevirip

havuzdaki balıklara yem diye atıyorum…

haremin en gözde cariyesi yapıyor seni sözcükler;

-incinmişsin-

gözlerinde kazan kaldırıyor yeniçeriler

 

o şarabi eşkıyalar geçiyor yanımızdan

akçaağaçlar…

biri bu anı nedensiz sonsuz kılmayı deniyor

bunun ağırlığı çöküyor aramıza…

zamanla da bir sessizliğe dönüşüyor;

-ağaç kabuğuna dönüşen bir bukalemun ya da

 bukalemunu  andıran bir ağacın gövdesi-

 ölümsüzlüğü çağrıştırıyor…

bir adam kumsalda düş görüyor;

-bir başkası, o düşü sana anlatmaya yazgılı-

düş kırıklıkları, düşlerden önce var oluyor hayatımızda;

-ve kader, dokunulmaz keder-

usulca giriyor aramıza…

yeni yetme memelerinin üzerinde sözcüklerim

sessizlik yemini ediyor…

 

delilere inanıyoruz…

sokak köpekleri peşimize düşüyor nasılsa

bir din kuruyoruz yaralarımızdan,

arınırız belki diye günahlarımızdan

denize karşı, sen başına bir duvak takıp,

tanrıyı çağırıyorsun;

 -geceye yakışıyor beyaz-

sallanıyorsun bir ip salıncakta çınar ağacında

yaşlı çınar ser veriyor, sır vermiyor…

uçurumlara merak sarıyoruz…

uçurumların yalnızlıkla bakışımlı suskun yanlarına

 

bu öykü, bir ulu çınar…

bilgeliği kendi kendini yiyor;

-dallarından tiryakilere ağızlık yapılıyor-

salıncaklar kuruyor piknikçiler çocukluğumuza

kaçıyoruz gerçeklerden…

kurtların yediği gövdesi

kaçamaklara ev oluyor belki;

-dokunmak suç oluyor tarihimizde-

kendinden kaçaklar kentinde…

durgun sularda peygamber böcekleri yüzüyor

güzel suretini alıkoyuyor derinlikleri, ölüyorlar

bir ege türküsü tutturuyor en gencimiz;

-alı mor fistanımla diz vurup efkarlanıyorum-

gözleri yaşlı bir kız çocuğu oluyorum;

-sonradan renklendirilmiş bir fotoğrafta-

parlak oğlanların kanıyla

manisa laleleri fışkırıyor topraktan

biri bu anı sonsuz kılmayı deniyor umutsuzca…

amaçsız, sıkkın ve yorgun

kurutulmuş dere yatağında yürüyoruz

ölü kelebekler arasında

sanki sessizce …ölüyoruz

 

ölü kelebekler vadisinde yürüyoruz

biri bu anı sonsuz kılmayı deniyor…

yüzüğümü çıkarıp atıyorum denize;

-lanetini insanlığın-

yazgımı bumerang gibi atıyorum;

-yüzümde simler, yakamoz, gelin çiçeği-

sulardan yansıyan gerçek çarpıyor yüzüme

-yüzüğüm, ayağına bağlı kilit taşında saklı 

ölüyor son haberci güvercin-

kapıları tutuyor sfenks

dönüyoruz denize, avutsun diye kırık kalplerimizi

güne gebe gidiyoruz, öz kıyım değil işte;

-küçük bir kayıtsızlık hepsi-

dönemeçlere gülümsüyorum;

-günışığına özlem bu sevgili!-

deniz sarsın istiyorum bedenlerimizi

kavuşsun birbirlerine diye

dudaklarımızdaki tuz tadı.

gün doğuyor, arabamız dönüşüyor sanki;

-bir bal kabağına-

polisler geliyor sonra…

alis'e yolunu şaşırtan tavşanlar bunlar

 çamur sürüyoruz yüzlerimize

nergisler açıyor yüzlerimizde

güneş doğuyor yüzlerimizden

-hepsi bir çocukluk-

kabak tatlısı yapıyorlar arabamızdan polisler

gülümsüyoruz…

onlar da gülümsüyorlar pek adetleri olmasa da

bilmiyorlar, fünyesi çekilmiş bir bomba oluyor gülümsemelerimiz;

-mavi balıklı bir afiş, ss mangasının kurşuna dizdiği-

yasadışı bir yürüyüş oluyor sevişmelerimiz

davudi ezan sesinin gölgesinde

ölemiyoruz…

 

inançlarımı arıyorum ben, seni… sende bir an kendimi

ardımızda bir adam, gölgesi…

bir kadın, uzaklıklar…

belki başka kadınlar da var arayan sabaha karşıları

kavgacı suretim beliriyor gözlerinde…

incinen bedeninde izler;

-başka erkekler-

ama biz sudan şeylerden söz edip

susuyoruz…

daha uzun süredir seviyorum o kadını, biliyorsun;

-daha çok değil-

oluyor böyle şeyler…

herkesin bumerangı d ö n m ü y o r kendi kalbine

 

olmadık şeyler yapıyorum;

-hep bir resimle sevişiyorum-

bir deli silahlardan söz ediyor gece hemşiresine

denizle kucaklaşıyoruz, saklıyor hepimizi deli mavi

gözlerinde keder var başı sargılı bebeğin

-bu yaşta keder olmaz derler ya-

raskolnikov’un kaderi var gözlerinde

silahları sevmiyorum demek istiyor gece hemşiresi

hiç duruyor, o deli gelip anlından öpüyor hemşireyi

oysa bir çok kişiyi öldürmüş geceleri…

 

olmadık şeyler yapıyorum son günlerde;

-matmazel! matmazel… bu gece sizin için ölebilirim!-

gücünüz varsa…

buna inanabilirim!

 

değerli batıklar buluyorum kadınların gözlerinde

maviyle sevişiyorum, yeşille… ama hep bir delilikle

çocuklar gibi sevişirdik diyorum… sever gibi sevişirdik

deniz ulaşıyor kuytuluklarına, şaşılası, ölümden korkmuyorum

dokunmadan sevişiyoruz

bir mavi, bir yeşil; her renk

-bir erkek, bir kadın-

bırakıp gitmek oluyor

sevişmelerimiz…

yazgım, vuruyor eldivenini yüzüme

büyük boşluklar var yaşamımızda…

çekiyor silahını puşkin;

-lili brik'in gözlerini arıyorum gözlerinizde!-

olmadık şeyler yapıyorum…

olmadık şeyler son zamanlarda

çektiğin resim;

yanan o fotoğraf karesinde

saklı aşkı…

sanki aşkı arıyor;

-ey kadın! şu gördüğün gemi enkazı var ya; işte o benim-

 

olmadık şeyler yapıyorum son günlerde; 

-bir tarih bırakıp ardımda-

bütün hayatımı koyuyorum ortaya

dönüp bakıyorum:

bütün hayatım ortada duruyormuş zaten.


elveda amelia