ikinci ağıt; ölü kelebekler vadisinde
- Görüntüleme: 72
ölü kelebekler vadisinde yürüyoruz
biri bu anı sonsuz kılmayı deniyor…
yerine bir dere akıyor
bir kaç santimetre eninde
suların durgunluğuna yüz sürmüş
ilan-ı aşk anı olmayan… aşk
hiçbir zaman olmayacak;
-bir fotoğraf var-
kelebekler renk veriyor gözlerine
obrukta yüzen prensesin suretinde
ölümlü ruhları avutuyor
acil serviste uykusuz yorgun bir doktorum
karantinada krokodil eldivenleriyle
bir çocuk uyuyor;
-başı sargılı-
salıncakta rimelleri akıyor çocukluğumun
fotoğraflarla yaralarını sarıyor gece hemşiresi
resimlerdeki suretleri sonsuz sanıyor…
olmadık şeyler yapıyorum ben
bir işçi muayene oluyor…
tanıdığım en güzel kadın girdi hayatıma
diyorum, göğsündeki ağrıdan söz ediyor bana
kurutulmuş dere yatağında yürüyoruz
ladinler ısrarlı yırtıyorlar göğü…
yeniyetme bir kız kozalak topluyor;
-dört yanı uçurumlar… geçmişi, geleceği-
ama bunlar girmiyor kareye…
iç konuşmalar giriyor belki;
-hiçbir şey anlatmayan bir taş gibi-
fosforlu yosunlarla kaplı çocukluğumuz
bir masal boyunca
hansel ve gratel oluyoruz
düş kırıkları bırakıyoruz yol boyu
odysseus dönsün diye evine…
osmanlı bir sefere daha çıkıyor
anne-babamız belki işgalci ordular;
-değerli inciler var elimde-
bir havuz, deliliğim sanki…
bir orman geçiyor yanımızdan
bir orman yangınına dönüşüyor hayatımız
olmadık şeyler yapıyorum
kentin arka sokaklarındaki yangın;
-bir aramak oluyor-
korkuları sözcüklere çevirip
havuzdaki balıklara yem diye atıyorum…
haremin en gözde cariyesi yapıyor seni sözcükler;
-incinmişsin-
gözlerinde kazan kaldırıyor yeniçeriler
o şarabi eşkıyalar geçiyor yanımızdan
akçaağaçlar…
biri bu anı nedensiz sonsuz kılmayı deniyor
bunun ağırlığı çöküyor aramıza…
zamanla da bir sessizliğe dönüşüyor;
-ağaç kabuğuna dönüşen bir bukalemun ya da
bukalemunu andıran bir ağacın gövdesi-
ölümsüzlüğü çağrıştırıyor…
bir adam kumsalda düş görüyor;
-bir başkası, o düşü sana anlatmaya yazgılı-
düş kırıklıkları, düşlerden önce var oluyor hayatımızda;
-ve kader, dokunulmaz keder-
usulca giriyor aramıza…
yeni yetme memelerinin üzerinde sözcüklerim
sessizlik yemini ediyor…
delilere inanıyoruz…
sokak köpekleri peşimize düşüyor nasılsa
bir din kuruyoruz yaralarımızdan,
arınırız belki diye günahlarımızdan
denize karşı, sen başına bir duvak takıp,
tanrıyı çağırıyorsun;
-geceye yakışıyor beyaz-
sallanıyorsun bir ip salıncakta çınar ağacında
yaşlı çınar ser veriyor, sır vermiyor…
uçurumlara merak sarıyoruz…
uçurumların yalnızlıkla bakışımlı suskun yanlarına
bu öykü, bir ulu çınar…
bilgeliği kendi kendini yiyor;
-dallarından tiryakilere ağızlık yapılıyor-
salıncaklar kuruyor piknikçiler çocukluğumuza
kaçıyoruz gerçeklerden…
kurtların yediği gövdesi
kaçamaklara ev oluyor belki;
-dokunmak suç oluyor tarihimizde-
kendinden kaçaklar kentinde…
durgun sularda peygamber böcekleri yüzüyor
güzel suretini alıkoyuyor derinlikleri, ölüyorlar
bir ege türküsü tutturuyor en gencimiz;
-alı mor fistanımla diz vurup efkarlanıyorum-
gözleri yaşlı bir kız çocuğu oluyorum;
-sonradan renklendirilmiş bir fotoğrafta-
parlak oğlanların kanıyla
manisa laleleri fışkırıyor topraktan
biri bu anı sonsuz kılmayı deniyor umutsuzca…
amaçsız, sıkkın ve yorgun
kurutulmuş dere yatağında yürüyoruz
ölü kelebekler arasında
sanki sessizce …ölüyoruz
ölü kelebekler vadisinde yürüyoruz
biri bu anı sonsuz kılmayı deniyor…
yüzüğümü çıkarıp atıyorum denize;
-lanetini insanlığın-
yazgımı bumerang gibi atıyorum;
-yüzümde simler, yakamoz, gelin çiçeği-
sulardan yansıyan gerçek çarpıyor yüzüme
-yüzüğüm, ayağına bağlı kilit taşında saklı
ölüyor son haberci güvercin-
kapıları tutuyor sfenks
dönüyoruz denize, avutsun diye kırık kalplerimizi
güne gebe gidiyoruz, öz kıyım değil işte;
-küçük bir kayıtsızlık hepsi-
dönemeçlere gülümsüyorum;
-günışığına özlem bu sevgili!-
deniz sarsın istiyorum bedenlerimizi
kavuşsun birbirlerine diye
dudaklarımızdaki tuz tadı.
gün doğuyor, arabamız dönüşüyor sanki;
-bir bal kabağına-
polisler geliyor sonra…
alis'e yolunu şaşırtan tavşanlar bunlar
çamur sürüyoruz yüzlerimize
nergisler açıyor yüzlerimizde
güneş doğuyor yüzlerimizden
-hepsi bir çocukluk-
kabak tatlısı yapıyorlar arabamızdan polisler
gülümsüyoruz…
onlar da gülümsüyorlar pek adetleri olmasa da
bilmiyorlar, fünyesi çekilmiş bir bomba oluyor gülümsemelerimiz;
-mavi balıklı bir afiş, ss mangasının kurşuna dizdiği-
yasadışı bir yürüyüş oluyor sevişmelerimiz
davudi ezan sesinin gölgesinde
ölemiyoruz…
inançlarımı arıyorum ben, seni… sende bir an kendimi
ardımızda bir adam, gölgesi…
bir kadın, uzaklıklar…
belki başka kadınlar da var arayan sabaha karşıları
kavgacı suretim beliriyor gözlerinde…
incinen bedeninde izler;
-başka erkekler-
ama biz sudan şeylerden söz edip
susuyoruz…
daha uzun süredir seviyorum o kadını, biliyorsun;
-daha çok değil-
oluyor böyle şeyler…
herkesin bumerangı d ö n m ü y o r kendi kalbine
olmadık şeyler yapıyorum;
-hep bir resimle sevişiyorum-
bir deli silahlardan söz ediyor gece hemşiresine
denizle kucaklaşıyoruz, saklıyor hepimizi deli mavi
gözlerinde keder var başı sargılı bebeğin
-bu yaşta keder olmaz derler ya-
raskolnikov’un kaderi var gözlerinde
silahları sevmiyorum demek istiyor gece hemşiresi
hiç duruyor, o deli gelip anlından öpüyor hemşireyi
oysa bir çok kişiyi öldürmüş geceleri…
olmadık şeyler yapıyorum son günlerde;
-matmazel! matmazel… bu gece sizin için ölebilirim!-
gücünüz varsa…
buna inanabilirim!
değerli batıklar buluyorum kadınların gözlerinde
maviyle sevişiyorum, yeşille… ama hep bir delilikle
çocuklar gibi sevişirdik diyorum… sever gibi sevişirdik
deniz ulaşıyor kuytuluklarına, şaşılası, ölümden korkmuyorum
dokunmadan sevişiyoruz
bir mavi, bir yeşil; her renk
-bir erkek, bir kadın-
bırakıp gitmek oluyor
sevişmelerimiz…
yazgım, vuruyor eldivenini yüzüme
büyük boşluklar var yaşamımızda…
çekiyor silahını puşkin;
-lili brik'in gözlerini arıyorum gözlerinizde!-
olmadık şeyler yapıyorum…
olmadık şeyler son zamanlarda
çektiğin resim;
yanan o fotoğraf karesinde
saklı aşkı…
sanki aşkı arıyor;
-ey kadın! şu gördüğün gemi enkazı var ya; işte o benim-
olmadık şeyler yapıyorum son günlerde;
-bir tarih bırakıp ardımda-
bütün hayatımı koyuyorum ortaya
…
dönüp bakıyorum:
bütün hayatım ortada duruyormuş zaten.