Ahmet Müfid Okbay

boyacıköy’de iki hemşire şurup içer picasso'nun küpleriyle

 

  son günlerde renklerle konuşur oldum

üstelik deli bile denmez artık benim gibisine

duymadınız mı sabaha dek öten bülbülün gündüz susuşunu

boyacköy'den bir rüzgar eser

-eski günler hatırına

o güneş yanığı ahşap

evde.

 

  tuhaftır, aslında müzik yoktur, bir çigan bülbüle inat keman çalar

ışınım yitmiştir, renkleri yalnızca düşleyebilirsiniz

belki su yoktur. ama içki mutlaka vardır,

çünkü siz getirdiniz

-şerefe!

arsız bir gecesefası açar. oysa saksısı yoktur,

ama mutlaka açar

-eski günler hatırına

o güneş yanığı ahşap

evde.

 

  kahkahalara bol sıfırlı küfürler eşlik eder;

italyan usulü makarna. süpürme yemek artıklarını,

saygıdeğer farelerden af dile

-arapsaçını sev!

ejakülasyon ardılı bedri imli yapılmış kokanalardır belki resimler

at kafatası içinde miki mouse yas tutmakta,

arapsaçı düş görmekte

-eski günler hatırına

o güneş yanığı ahşap

evde.

 

  ansız, tam ortamıza mı düşmüştü bıçak; kuzeyli

ve biraz kan bulaşmış

hiçbirimiz görmedi onu. ayrımındaydı bir tek arapsaçı,

hala durmakta tahtaya saplı

karışmakta duvarda asılı duran resimlerin kırmızısına

tavandan sızan kan, anısız

ve her geçen gün sessizce kızıllıklar artmakta; suskun,

kübist, kan revan saçmalıklarda

-eski günler hatırına

o güneş yanığı ahşap

evde.

 

  ışık yok ki aşk olsun; kurumaz bıçakta ve

resimlerdeki kırmızı

bir de tuhaf, yani bu kadar olur; düş görür de arapsaçı,

 olur mu adı düşbaz

belki boş bir inançtır; ölürse arapsaçı, rivayet edilmiştir;

yitirirler son düşlerini

-allah cezanı vermesin hemşire, şurup içelim hemşire-

-eski günler hatırına

o güneş yanığı ahşap

evde.

 

  düşleri korumak için yazdık hep beraber, soğan suyuyla

aldatılmayan giremez (kapida) ahşap tabanında

çıplak ayak sesleri, sözcüklerin krank içen edalarıyla

erkeksiz sevişmek, tarifsiz kederler verir eski bir aşığa

teninin kokusunu duyarım

-eski günler hatırına

o güneş yanığı ahşap

evde.


sanki aşk