boyacıköy’de iki hemşire şurup içer picasso'nun küpleriyle
- Görüntüleme: 73
son günlerde renklerle konuşur oldum
üstelik deli bile denmez artık benim gibisine
duymadınız mı sabaha dek öten bülbülün gündüz susuşunu
boyacköy'den bir rüzgar eser
-eski günler hatırına
o güneş yanığı ahşap
evde.
tuhaftır, aslında müzik yoktur, bir çigan bülbüle inat keman çalar
ışınım yitmiştir, renkleri yalnızca düşleyebilirsiniz
belki su yoktur. ama içki mutlaka vardır,
çünkü siz getirdiniz
-şerefe!
arsız bir gecesefası açar. oysa saksısı yoktur,
ama mutlaka açar
-eski günler hatırına
o güneş yanığı ahşap
evde.
kahkahalara bol sıfırlı küfürler eşlik eder;
italyan usulü makarna. süpürme yemek artıklarını,
saygıdeğer farelerden af dile
-arapsaçını sev!
ejakülasyon ardılı bedri imli yapılmış kokanalardır belki resimler
at kafatası içinde miki mouse yas tutmakta,
arapsaçı düş görmekte
-eski günler hatırına
o güneş yanığı ahşap
evde.
ansız, tam ortamıza mı düşmüştü bıçak; kuzeyli
ve biraz kan bulaşmış
hiçbirimiz görmedi onu. ayrımındaydı bir tek arapsaçı,
hala durmakta tahtaya saplı
karışmakta duvarda asılı duran resimlerin kırmızısına
tavandan sızan kan, anısız
ve her geçen gün sessizce kızıllıklar artmakta; suskun,
kübist, kan revan saçmalıklarda
-eski günler hatırına
o güneş yanığı ahşap
evde.
ışık yok ki aşk olsun; kurumaz bıçakta ve
resimlerdeki kırmızı
bir de tuhaf, yani bu kadar olur; düş görür de arapsaçı,
olur mu adı düşbaz
belki boş bir inançtır; ölürse arapsaçı, rivayet edilmiştir;
yitirirler son düşlerini
-allah cezanı vermesin hemşire, şurup içelim hemşire-
-eski günler hatırına
o güneş yanığı ahşap
evde.
düşleri korumak için yazdık hep beraber, soğan suyuyla
aldatılmayan giremez (kapida) ahşap tabanında
çıplak ayak sesleri, sözcüklerin krank içen edalarıyla
erkeksiz sevişmek, tarifsiz kederler verir eski bir aşığa
teninin kokusunu duyarım
-eski günler hatırına
o güneş yanığı ahşap
evde.