Ahmet Müfid Okbay

dokuzuncu ağıt: anımsamalar

 

anımsa…

 …o günlerde

aynalara tutsak suretlerdik;

-dokundun sen bana-

afrodit dokunda golem’e

adonis bahçelerinde…

gözyaşlarına dokundum senin

ve yitirdik suretlerimizi

aynalarda

anımsa…

 

 

anımsa

…şimdi

ne için yaşıyoruz  hayatı?

anımsa ve öğren

aynalardan suretin gizini;

bir aşkın ilk günlerinde tarih düşerken

                                   vaka-ı nüvis gibi

bu yazdıklarımı, her gözyaşının bilinebilir

bir sureti olduğunu düşündüğün

o  günlerde yazmaya başladığımı...

aslında imkansızlıklarıyla var olan bir aşkın

ölü kelebekler vadisinde…

o gün dillendirilmeden başladığını

aslında tüm aşkların bir imkansızlık oluşunu;

-yosun kaplı o taştan ibaret fotoğraf karesindeki saklı yalnızlığını-

anımsa…

 

anımsa…

… ve öğren,

belki de çok eskiden

tarih öncesi günlerden beri

gizin

bilinebilir olduğunu…

her duygunun sende

ve bir başkasında;

-birbirleriyle bağlantısı olmaksızın-

bir boşluktan kaynaklandığını

anımsa…

 

anımsa

… ve anlat

evrenin boşluktan… gölgelerden ibaret sureti;

-mum ışığında perdede görünür kılan-

façetanla açtığın, deliklerden sızan ışıkta saklı

yalnızca imlerden ibaret aşkın

-aslında bir sureti olmadığını-

gökkubeye uçan kuşlar, cam fanusa vurup

göğsüme düşer; ah! kader… 

-gölgem mürekkep lekesi-

asla kavuşmayan sevgililer; ah! keder...

anımsa…

 

anımsa …

…ve anla

suret tutmaz  her aşk öyküsünde;

-deve derisinde ve düşte-

gülümseyerek düşünürken, şimdi;

-ölüme bu kadar yakın-

anlatırken bir vedanın öyküsünü;

-veda ki yalnızca bir ayrılık değildir

daha fazla, daha, daha… elveda

aşka ve anılara vefadır-

bundan

ölümlü suretin biraz daha sana aittir

biraz daha görünebilirdir aynalarda belki kader

anımsa…

 

 

anımsa;

…ve tut ellerimi

veda et gölgene

elveda…

ah!veda

elveda!

           amelia…


elveda amelia