dokuzuncu ağıt: anımsamalar
- Görüntüleme: 55
anımsa…
…o günlerde
aynalara tutsak suretlerdik;
-dokundun sen bana-
afrodit dokunda golem’e
adonis bahçelerinde…
gözyaşlarına dokundum senin
ve yitirdik suretlerimizi
aynalarda
anımsa…
anımsa
…şimdi
ne için yaşıyoruz hayatı?
anımsa ve öğren
aynalardan suretin gizini;
bir aşkın ilk günlerinde tarih düşerken
vaka-ı nüvis gibi
bu yazdıklarımı, her gözyaşının bilinebilir
bir sureti olduğunu düşündüğün
o günlerde yazmaya başladığımı...
aslında imkansızlıklarıyla var olan bir aşkın
ölü kelebekler vadisinde…
o gün dillendirilmeden başladığını
aslında tüm aşkların bir imkansızlık oluşunu;
-yosun kaplı o taştan ibaret fotoğraf karesindeki saklı yalnızlığını-
anımsa…
anımsa…
… ve öğren,
belki de çok eskiden
tarih öncesi günlerden beri
gizin
bilinebilir olduğunu…
her duygunun sende
ve bir başkasında;
-birbirleriyle bağlantısı olmaksızın-
bir boşluktan kaynaklandığını
anımsa…
anımsa
… ve anlat
evrenin boşluktan… gölgelerden ibaret sureti;
-mum ışığında perdede görünür kılan-
façetanla açtığın, deliklerden sızan ışıkta saklı
yalnızca imlerden ibaret aşkın
-aslında bir sureti olmadığını-
gökkubeye uçan kuşlar, cam fanusa vurup
göğsüme düşer; ah! kader…
-gölgem mürekkep lekesi-
asla kavuşmayan sevgililer; ah! keder...
anımsa…
anımsa …
…ve anla
suret tutmaz her aşk öyküsünde;
-deve derisinde ve düşte-
gülümseyerek düşünürken, şimdi;
-ölüme bu kadar yakın-
anlatırken bir vedanın öyküsünü;
-veda ki yalnızca bir ayrılık değildir
daha fazla, daha, daha… elveda
aşka ve anılara vefadır-
bundan
ölümlü suretin biraz daha sana aittir
biraz daha görünebilirdir aynalarda belki kader
anımsa…
anımsa;
…ve tut ellerimi
veda et gölgene
elveda…
ah!veda…
elveda!
amelia…