Ahmet Müfid Okbay

sözcüklerinize sızan kan kokusu

 

                                             

mehmet çetin’in

“şarabınıza sızan yağmur kokusu” şiirine atfen

 

elbet tanırdım.

sesinizin erkek tınısını ve alınganlığınızı

tüm aşklardan artakalan. ben...

ya da ben de kırmanç

o yaralı hayvan, üstelik sözcüklerde kan tutan.

bir yağmur yağacak inadı oldum gecenin içinde

böyle bilinir.

her kurban bayramında yağar yağmur

temizlesin diye sokaklardaki kanı. böyle inanılır.

kan’lım;

        —gelin görün şimdi sokaklardaki kanı

        —çocuk katilleri, sübyancılar, ölüseviciler

gelin görün yağmur sonrası kurbanlarını…

dağ’lım;

kan ki güzeldir, emerseniz

                                kestiğiniz bileklerinizdeki kanı

kan ki baş döndürücüdür, uzaklaşıp giderken

damarlarınızdan

                güzel hayat!

mis.

misk-i amber, sakini miydim bir sokağın

                                ya da her sokağın

şımarık, yaralı, sizce yalancı katili miydim

                               kendini hep ele veren

severdiniz beni şiddetli,  şarabını sevdiğiniz kadar

                                       bu sokakların

ben. ben ki… bar. bar... bar şairiydim

                                       karşıki sokak çetesinin

bir garip nemeçenk’tim, anımsayacaksınız;

(zamanıdır nursel… soysal, azmi zamanıdır

bir kahkaha daha; kah... kah. red. sen.

katildik biraz da, ne olur... bir kahkaha daha)

yaklaşın.

kanayan aynı ırmaktık dediğimiz yere

                bakışınızın düştüğü yerde

tanıyacağız;

(kanlı ve masum

                bir kahkaha daha... daha, daha... daha)

yaklaşın.

elbet anımsayacaksınız çocukluğunuzdan;

konuşmamak için zatürree olup ölmüştü

                                 botanik bahçesinde

düşlerimizin boş bir arsa için

                              savaşıp duran öykülerinde

imkânsız, umutsuz, belli ki saçma…

pal sokağının çocukları idik hepimiz bir zaman

belki de  o boş arsa, kayıp yurdumdu

atlantis idi,

                   sanırım

                       —şimdi yok eski yurdum—

…şimdi

işgal ettiler tüm çocukluğumuzu,

ben… ben ki o boş arsadan artakalan

                        bir çocuk masalında kırmanç

barbar o yaralı hayvan, sözcüklerde kan tutan.

ben yani

tüm aşkların geri dönmeyen bumerangı

yani sen

öfkeli tetik düşüren iki karabinaydık o gece

-yalnızca içki masalarında mı-

bakışımlı yalnızlıklarıyla kan tutan şiirlerde…

haraç mezat!... al ve sat!!!

                          –bu aşk değil, nefret–

aramızda kalan, ne de dağlı’m…

                           biz. değildik artakalan.

ağladım önünüzde…

                          anımsadınız;

siz ki; ağlamak

en gerçek yüzüdür insanın derdiniz

ne oldu da, böyle işgalci sızdı

sözcüklerinize kan kokusu

ve belki şarabımıza da eski bir yağmur kokusu…


sabırsız eyyüb