Ahmet Müfid Okbay

kar sessizce örtüyordu kan izlerini

 

"...bir de sa(r)man sarısı

belası başımın...”

 

artık, yalnızca geceleri uçarılaşan bu sahilleri

tek sahipleri olan ayyaşlar da terk etmişti.

kar yağıyordu...

ayaz,

avcısının omuzunda habersizce patlayan

bir karabina gibi

patlıyordu bağrında.

uçuşan kar tanelerinden ibaret kırık aşkların

bedelini hep bir başka aşk ödüyordu

tükenirken

başka bir aşkın katline gebe...

anılar

bir küfür kadehi olup yakıyordu genzini

küskün

eve dönmek hakkında, artık

verdiği sözleri tutamayan

bir kadının masumluğunu

bırakıp ardında

geceyle yüz yüze ve suçlu

yürüyordun, aşk cinayetlerinin sokaklarında 

bir kent kaçkını, bu eski düşsoylu'nun

"gocuğu batıktı “ya yalnızlığa

eldiveninin tekini, bir ingiliz aristokratı gibi

aktarıp diğer eline alan gece;

düelloya hazır puşkin edasında

vuruyordu gerçekliği suratına;

karanlıktı dört yanı

karanlıktı hala evin camları

kırmızı bir sicim uzuyordu

sokak lambasının altında

ellerinden

yerlerin ha tuttu ha tutacak beyazlığına 

yalnızdı

sessiz yürüyordu, bilgelerden bile

katiliydi bir aşkın

sonsuz kadar katili

sızıyordu bedeli yüreğinden

örtünüyordu suçluluğu beyaz öpüşüyle gecenin

vakit ilerliyordu

kulağında kırık havaları bunlar düğünlerin

vakit belki çoktan geçmişti

yaşanmamış bir aşktı sanki, sızan ellerinden

bekliyordu

ışıkları da hala yanmamıştı evin

beklediği bir kadın vardı

konuşurken iri gözlerini alabildiğine açardı

bir kadın vardı

kısa saçları ensesinin güzelliğini saklayamazdı

elleri kan içinde, her suçlu

nasıl eninde sonunda

suç mahalline dönerse

öyle dönmüştü evine

faili meçhul bir cinayetin maktulü bu adam

ve sümen altı edilen tüm cinayetlerin faili

düşboyu dolaşıp da gelmişti

kendi bıraktığı izlerin peşinden

örtünüyordu düşleri beyaz öpüşüyle gecenin

vakit ilerliyordu

dudağında yasak tattı bunlar sevenler için

vakit belki de çoktan geçmişti

kendini sürekli ele veren bu katil için 

kar yağıyordu...

korkuyordun gecenin geç saatlerinin kalabalığından bile ara sokakların tehlikeli yalnızlığına sapıyordun

yaşama bağlılığın ayaklarına doladığı korkaklık

yenik düşüyordu

yabanıl gecenin çağrısında

ölüm karşısındaki kayıtsızlığa

akıntı burnu

rüzgarın ve tutkuların karmaşasında

bozuyordu sessizliği

bir ışıltıları kalmıştı

bu kayıp şehrin, anıların

yitip gitmişti, nasıl da ıssızdı kent?

yaşamın damarlarından çekildiğini duyumsuyordun

uzaklaşıyordu gökyüzünde yıldızlar senden

esrik, dönüyordun dünyayla beraber,

bulanıklaşıyordu anlak da, gecenin içinde

karanlıktı dört yan

karabasandı hala evin camları

kırmızı bir sicim uzanıyordu

sokak lambası altında

ellerinden

yerlerin düşboyu beyazlığına 

gece bir balık sürüsü

gece, yokluğunda

kalbinin çırpınışında

dökünmüştü eteklerinden

vurguncu balık ağlarının

gece kan revandı deniz

kar yağıyordu

denize elleri değiyordu

denizde kıpkızıl bir buzul ortaya çıkıyordu

kalbindeki yangı, küçük balıkların çırpınışı,

yasaklı tütün tadı

genzini yakıyordu

sen, bir şairin peşine düşmüştün dizelerinde

o şair düşmüştü vefasız sevdiğinin peşine

"elleri gümüş şamdanlarda mumlardır" diyordu; "elleri..."

"görmedik", "görmedik", "görmedik"

diye yanıtlıyordu onu 

gece;

"içinden elini çektiğin bir eldiven gibi boşaldı" diyordu,

gece;

denize düşüyordu bir kadının ellerinin gölgesi;

düş bölünüyordu... 

gece lal rengi bir şaraptı

gece, yokluğunda kabala'da

öğretilip unutulan

o sözcük'ün

ürkütücü yoksunluğuydu

gece kan revandı yüreğin

kar yağıyordu

yüreğine elleri değiyordu

yüreğinde kıpkızıl bir gül küle mi dönüşüyordu?

ellerindeki sızı, küçük çayların çağıldayışı,

yasaklı gül adı yüreğini yakıyordu

sen, bir şairin acısını çekiyordun dizelerinde

o şair düşmüştü vefasız sevdiğinin peşine

"elleri gümüş şamdanlarda mumlardır" diyordu;

"elleri...""elleri", "elleri..."

görünmeden gün geceye dönmezdi

"elleri..."

üşüyor muydu şimdi elleri?

üşüyordu ellerin

"elleri.."

yalnızlıktı

-düşkırıklığıyla biterdi ya tüm bekleyişler-

bekliyordun

"elleri...", "elleri...", "elleri..."

görünmeden gün geceye dönmezdi

"elleri..."

katiliydi bir aşkın

sonsuz kadar katili

sızıyordu...

kan

-kendini sürekli ele veren-

...kar

sessizce örtüyordu tüm izleri. 


sanki aşk