sabırsız eyyüp “şairin kitabı”
- Görüntüleme: 141
ve kendine bilinmeyenler yaratan yakubum ben, iyi ya
durduğum bir gündü, diyorum, bütün ilgiler sizin olsun
edip cansever
ı.
kör bir cezayı yatar gibi, duvarlarla konuşup
dallarda dilek tutan yazmalara umar bağlıyorum.
gönderilmeyen mektuplar da yanıt bekler;
sesim sessizliğe, dudaklar boşluğa,
yemin ederim aynısıdır ölmenin... bekliyorum.
yüklü bir zehir gibi, adınla başlayıp
yaralı…
—anlatan olan acem dilinde—
adımla susup…
kan tükürsem de, kızılcık şerbeti içtim diyorum.
gün boyu ağaçların yosun tutan yüzlerine bakıp
adımı arıyorum…
boşlukta uğuldayan rüzgar, inleyen bedenim olsa razıyım
gecenin bağrında o vefasız umar, yakarış olsun bir ses, çağrı
yeter ki bi’fısıltı
kuzey rüzgarı bağışlasın diye adımı
ve ay…
bekliyorum.
med ve cezirin insafına bırakılan huyum
kan çanağı olan gözlerim
venüs çukurundan içilen mey;
ay…
dokunuyor dalgalarıyla bedenime
uyanan erkekliğim; kayıp kıta
adımı soruyor ilk çığlığında
ve adınla başlıyor
her
yeni
dünya.
oysa bilinmezlerden bir ad alıp
dolanıyorum çevresinde hacer-ül esved’in
yazmak sezmektir, adım ki aramak, belki
musalla taşında
bilinebilir olan
fıtrat
beşikten mezar taşına
—o değişmez—
yaşamım
yanışım
yanılışım
sonra bir gölge gibi kimsesizler mezarlığında
çiçek açıp ve solan
—gelenim olmasa da
vedasız uğurlansam razıyım—
yıkık isimsiz taşlar arasında
korkak
gecenin bağrında bi’ vefasız umar, yakarış olsun o ses, çağrı
yeter ki bi’fısıltı…
ulu çınar bağışlasın diye adımı
ve ay…
bekliyorum.
tanrı fısıldıyor kulağıma;
üç kez, fısıldanıyor;
“eyyüb koydum senin adını”
“eyyüb… adsızlardan bi’eyyüb.”
sesimi çıkarabilsem iyi, sessizliğim duruşuma ferman
“sus!” diyor tanrı. sonra…
“arama!” diyor, inanmasan da
“sakla!” aşkın çağıldayışını kaynağında
“bekle!”
çünkü “eyyüb koydum senin adını
sınıyorum
s a b r ı n ı ve s e v d a n ı.”
adıyla var olan ben eyyüb
eyyüblüğü seçmemiş bi’ eyyüb
havva’ya kanmadan cennet’ten atılan adam’ın oğlu
ya da daha henüz eyyüb olmuş bir ademoğlu
yazgımın adımla başladığını
anlıyor ve ağlıyorum.
eyyüb olmaklığım, yani adımdan ibaret olan yazgım
“eyyüb” diye daha bir kez seslenilmeden
eyyüb oluşum…
kim bilir sizin de tanıdığınız
bir eyyüb’e benzemişliğim
sevdam, sınav edilişim...
hep bir başka eyyüb olmam
derin çizgiler bırakıp yüzümde
gözyaşlarıyla buharlaşıp uçuyor zamanla
ve yalnızca adlar kalıyor geriye…
ıı.
ben eyyüb. sınanmak nedir bilmeyen
–bir aferin için yaşayan hayatını–
ilk kez bir sevdalanmayı sınıyor ve korkuyorum
adsızlardan bir ad alıp kelebeklerin duruşlarına merak sarıyorum.
bir uzak, bi’uzak duruyorlar ki benden
bir cüzamlı, bi’vebalı
kendilerinden sayar beni, gören sevdalı der.
oysa ben, duvarlar kadar beyaz oldum,
dostlarım kadar dargın
bir o kadar sayrılı şarkılar söyledim;
sahil boyu hicranım.
ben bir eyyüb oldum
önce; tanrının görkem ve şan verdiği
ben tuhaf bi’herif oldum
kan tuttu, erkekliğim soldu
genç kızların defterine kenar süsü oldu
sonra;
tanrıyı inkar edip aydan gebe bir düş doğurdum
sevdim onu, daha çok sevmeyi denedim belki
çünkü ben eyyüb
bilmezsiniz, ben ne çok eyyüb oldum da başaramadım
kim bilir, belki de
top peşinde koştum, sustalı taşıdım
ama yine de adam olamadım
meyil verdi kadınlar, beceremedim
ben hep eyyüb oldum
sınadım yüreğimi ve sevdim gönlümce
kimsesiz kaldım.
ben ne günah işledim yahu, kapadınız kapınızı,
almadınız caminize, havranıza, kilisenize
bekledim durdum kapıların önünde, dövüp durdum
ahşap, demir, taş kapıları ümitsizce
ah! işte parmağımı kırdım
mekke’de dilenen çolak hırsız kadar
kıymeti harbiyem yok şimdi kapınızın önünde
ben eyyüb, bir aşk-ı memnu yaşadım
dostlar ve düşmanlar arasında
bir bu günahkâr kılarmış insanı
suçmuş, belki de bu yüzden alınmadım, su alıp batmış
nuh’un gemisine bile
adem gibi atıldım cennet’ten
havva’yı sevdim, sonra öldürdüm
ben ki öldürdüğümü de sevdim, şaştım, saşan’dım*
öldüm de gene sevdim, dirildim, gene öldürdüm
ama bekledim, tüm çarpan yüreklerin kapısında…
sevdim mi?
erkek kadını bildi
ve kadın erkeği bildi
bildim.
asırlardır sevmek için eğittim kendimi
sevgiliyi bekledim
ama bir gün eyyüb oldum
yazgımın beklemek olduğunu bildim
kendini sevmeyen, sevmeyi hiç bilmeyen
adem kadar adam olan…
ben eyyüb;
şimdi ağırıma gidiyor böyle beklemek...
ııı.
ben eyyüb, yağmurlu gecelerin şıpsevdi aşığı
sanırım önemli bir laf ettim;
–ben bi’eyyüb oldum... bir hikâye anlattım, hepsi bu!
benim eyyüb olmaklığım bundan,
sabrın sonu selamet mi
bak onu bilmem?
bildiğim, ben eyyüb, bugün yeni bir karar aldım;
b u g ü n diyerek...
sizin için herhangi bir gün olan
sabah işe gittiğiniz, akşam eve döndüğünüz
b u g ü n diyerek
yeni bir karar.
bugün, caydım kararımdan…
intihar etmek istemiştim, bi’gün
aşkım, yazdım durdum sana binlerce sayfa;
“görülmüştür”
unutuldum, artık geçmişte kaldın
çocuktum, top oynadım, acıktım
yazmaya devam ediyorum hâlâ…
sevgiyi yazarak, bulmayı umuyorum
yazdıkça da birilerine benziyorum
gün geçmiyor, başkası olan bi’eyyüb’e
yaşlandıkça, o nefretle andığım
babama benziyordum sanki
tuhaf seviyordum onu bi’de
korkuyor ve seviyordum
ne zaman sevmeyi düşünse korkan
bir eyyüb olmaklığım da bundan belki
amma yaptın be eyyüb, korkmayıp da ne edeceksin;
sevgili tanrıdır!
kimse bilmez, insan
sevdiği için mi korkar, korktuğu için mi sever?
bilsen ne olacak, sen bi’eyyüb’sün
onlar da farkında yazgının
gülüşlerini bir silah gibi çekerken…
bugün, yürürken tuba ağaçlarının arasında
dalgın, genç werther’in acılarını düşünerek
alnımı çizdi bir dal...
dalda buldum bir elma
kanadı alınyazım... bir sırrın gizine ulaştım
ben eyyüb;
–havva kızı vermese de–
dişleyerek elmayı…
ihanet ediyorum tanrıya
atılıyorum cennet’ten…
sırrın;
insanoğlu ihanet eder
olduğunu söylemek istiyorum
ve bunu açıklarken
yeni bir sır ediniyorum;
bildikçe, artar sırlar...
artık bilmiyorum.
ıv.
bana eyyüb’lüğü çağırdı kadınların gülüşleri,
ben çağrıldım!
parmaklarımı kırdım
dönerken ıslaklıklarında döl yataklarının
erkek miydim, kadın mıydım, yoksa insan mı;
ben eyyüb, yanıldım!
hocam isa’ydı, golgata’da çivilerde güller bitti
yüzüm - gönlüm... kızardım!
ben yakub’a özendim yahu…
ama adımı hiç karıştırmadım!
neden kaçtığımı biliyordum, biraz bundan, biraz
bunları bir bir kendime anlatmış olmaktan
yakub’un gene bir yokluğa doğru büyüyen içinde
bi’eyyüb olmaktan
ben, adımı hiç karıştırmadım...
ama ona benzedim, benzedim de ne iyi oldu,
ben eyyüb
uzun süredir “ne iyi oldu” demeyen bir ademoğlu,
bu aşk boyu yalnızlığı, kırıtarak itiraf eden adam!
uzakta bir kadın sevdim…
ondan böyle sustum ve
eyyüb oldum!
eyyüb daha başka nasıl bir eyyüb olsun, iyi mi
bir her şeyi bırakıp gitmesi var
inanmazsınız
ama döner
iki kez gerçekleşen
üçüncü kere de olacaktır der eyyüb
olabilir
bir tanıdık, bi’tanıdık duruyor ki
bunu kendine üç kere söyler
şimdi karanlığın ortasında kumarbaz gibi
kağıt açan bir adam düşün
saşan
çok uykusu gelmiş birini, eyyüb’ü düşün
–kurbağalara bakmaktan dönen–
dışarıda her şeyi var edebilen
suskun bir yağmur yağıyor
belirsizliğin elleri yağmur
eyyüb’ün uykusuzluğu...
v.
eyyüüb! yine kendine döndü
fırıldağın “hepsini al” yazan yüzü
kendine dön!... ve koy ver gitsin
bir öpücüğü resimdeki yüze!
hiçbir sirk soytarısız olmaz, dünya döner sensiz de,
ama sen güzelim de! bi’tanem de!
sev ve pamuk helva al çocukluğumuza.
bak eyyüb, bunlar bir işe yarar sanma
adam dediğin sert olur, sabırlı olur.
senin sabırsızlığın çocuktur
senin aşkın bundan zayıftır, yastıktır.
yolunmuş kaz gibisin, her aşk hikâyesinde
üşüyorsun ve yumuşaksın.
yazgını çizen tanrı bile
tavsamayı bir kenara bırakıp ağlıyor
senin için;
“eyyüüüb!” diyor, “ben seni böyle mi yarattım
gücüme gidiyor tanrılığım.
eyyüüüb!... beni yok sayma da, uyu...
düş kurma hadi gari!
eyyüüüb!... orada mısın?
ses ver eyyüüüüüüüüb?”
tanrı şaşırtmasın bir kez kulunun yolunu
bir şaşan var, bir saşan!
ben eyyüb, bir karar aldım;
yıkacağım başınıza tanrı saydığınız putları!
ulan! sevdim...
ölümden öte köy var mı?
gideceğim oradan da uzaklara...
bir saşan var...
bi’...
–eyyüüüüüüüüüüüüüüb!... ses ver!
orada mısın?
–eyyüb.
___________________________________________________________________________________
*saşan; çok uzakta bi’başka ülkede, bir yahudi çocuğun bi’türk ismi telafuz ed(emey)işi.