Ahmet Müfid Okbay

sevişmeye çalışırken

 

 

 

 

 

sonra …tüm dengesizliklerini kışkırttım

içimde büyüyen örümcek kılıklı meczup'un. 

 

düşoyunları/günbatımı

 ...gece bitti

menevişlenen kızıl tan

genç bir kadının saçlarından mı

öreceğim kendimi asacağıma ipi?

öylesine uzuyor ki bazen bu yolculuk...

(söylemiş miydim; bir karım var, bir de çok dostum: uğruna ölünecek kadar yakınları, yüzlerine güldüğüm kan kardeş uzak olanları... ana uyup bazen, kuşku duyuyorum iç gezintilerden, bazen ihanet ediyorum tüm remillere, kanıp hazzın oyunlarına)

düş! düş yakamdan gece kızı ...yak!

yalnızlığın mumu sönmekte günah yuvalarında

sat! haz kızı; gün suratlı belalını. sat!

tebdil-i kıyafet girdim artık aranıza ...kan!

şehvet kilisesi; -faşing/fahişe- gece, kan

kan ...kan; bakire meryem!

doğacak oğlunu boğacak suçlarımız!

sevgili; bakire ve uzaktan bir oğlan çocuğunu andıran... 

meşum bir kentin

o meşum merdivenlerine

tutunup trabzanlarından

dolaşıyorum bir bir sokakları

emanet bıraktım çıkınımı kapıya

-süpheliyim-

üstümü bu kez de aradılar;

sirenlerin boru sesi saklı çıkınımda

görmüyorsunuz biliyorum da,

kulaklarınız da mı sağır?

kapı önünden akıp giden ırmak

kimi zaman oluşan o girdap:

yankesiciler, belalılar, çığırtkanlar

değiş, değiş, değiş ...diye bağıran

arka sıralarda duran adamlar

o kapı senin, bu kapı benim

o kadın benim, bu kadın senin

sürüklenmekteler

aşağılara; bağır çağır ve ağlamaklı 

yakalarımı kaldırıp, daha bir çekiştiriyorum kasketimi

saklı gençlik, inik erkeklik; çapkın, göz süzmekte sirenlere

itiş-kakış adem'ler toplamı arasında

sürüklenirken aşağılara, bağırıyorum:

değiş, değiş, değiş diye…

hiç kimse duymuyor sesimi ...camın ardından

bakan tüm gözlerde başarısızlığımı duyumsuyorum

iğrenç gülüşler taşıyor ağızlardan

karşımda:

-çırılçıplak sayısız memeleriyle cinsel organı yerine

yaslı dişsiz bir kadın gülümsemesi bulunduran

yüzünde ise kıllı cinsel organını taşıyan-

o kadın duruyor.

yaklaşıyor ...sonra üstüme çöküyor

dudakları açılınca içinden kaplan dişleri beliriyor;

-şimdi beni yiyecek-

"kurtar beni çocuk düşlerim"

"kurtar beni bebek ağlamalarım"

kan ter içinde yenik ve sinik dışarı atılıyorum

kahkahalar taşıyor ağızlarından

salya olup akıyorlar merdivenlerden aşağılara

aşağılama gözbebeklerinde

aşağılama seslerinde

aşağılama cinsel organlarına sürdükleri vazelinde

aşağılama...

aşağılama...

aşağılama her yerde.

hişt! küçük fahişe!

senin çapkın bakışların varsa

benim de efeler gibi bir duruşum var

öyle bir adama iki kadın fazla yine de 

kısa saçlan saklar ensesinin güzelliğini ve iri gözleri

zamansız karşılaşmalar tarihi: yazgı.

oysa, mucizelere inanmalı diyor gönlüm

hayat; bok rengi kırık bir sandalye

üstünde oturur saçları perçemli bir kız

oturur ...çok uzaklarında düşülkemin.

sessizliğin ortayeri çocukluk.

mucizelere inanmayan bir dünyada

diz kıran düş çiçeği: ölüm renkli erguvan

tut elimden, kat derinliğine masalların

lanetli bir kentin puslu akşamlarında

sevgililer el eleyken yalanlarla

sev beni, sev ...yaralıyım. 

aytaşı, ilk aşk: yıldız taraçası

-femfetal-

çöl ortasında bir kaktüs çiçeği ...sen.

aramızda yıllar var

açılmamış bir kanepede uyuyorum ben, gece uzuyor unutulmuş boş bardaklar iz bırakıyor sehpalarda...

ev sahibinden kalma portmantoda mor bir şapka, savaşçılar, artık aylar, ölüm tasarıları dağınık duruyor masada

sen savuruyorsun yapraklarını aşkın

nihavent bir aldanışla 

gece...

geceler uzuyor çölde

-bilinen bir şey bu-

önünde çadırların, hiç eksilmeyen ateşleriyle

-"zor yeniden"-

bin bir gece süren masallar

ve kor üstünden çekilen esrar tütsüleri

hep burunlarını kanatıyor

üstelik avutmuyor da artık

kan damlaları savaşçıların barbar yüreklerini

yalın kılıçlarıyla yatıyorlar

çoğu kez yan yana hepsi bir yerlerinden yaralı

irin ve kan pıhtıları emiyorlar birbirlerinin yaralarından

artık saklamayı öğrendikleri gözyaşlarıyla

bedevi çadırlarının arasında

eski kırık aşkların gölgeleri

hayaletler gibi dolaşırken

"hayatin ipek yolu'nu" düşünüyorum; özkıyımı..

ve bir kez niyet edip ölememişsen 

kafes kuşu kanaryasın 

bu da güzel.

çıkar simdi soyluluğunu belirten giysilerini

basit ehramlarını giyin

ve o bildik kumpanya numaralarını

çadır altına göm. şefaat gam-ı nermin!

şefaat! geçti üstümden ölüm kuşu

ki bu da güzel! 

ask tellallı; yüreğimde bir çarmıh çivisi: zaman.

bu çalıntı aşk vakti

birikirken bir kaptan diğer kaba

sayılmayan sonsuzluğunda kum tanelerinin

bin bir deli akıntı vardır; şekilden şekile giren

ve elbet gelen bahardı

düşün de gerçeğin de katlanılmaz geldiği

bir dönemdi benim'çin

unutuşun anıları silebileceğini biliyordum;

karşılaştık senin'le

öyle uykusuz bir yarıgece değildi

ne de mehtaplı bir gecede

şakıyordu tılsımlı ezgisini aşkbülbülü

gün ortası ...iş vakti ...göz göze.

şiir dokurken kozasını masalsı aşkların

düş renkli bir kelebek doğurdu

yirmi üç yıllık kozasını kıran bir ipek böceği

gökyüzünde bir kez kanat açmıştı ya düş kelebeği

artık kesindi; gelmişti "gül'ten"li bir bahar.

hoş geldin bahar! milyonlarca kez hoş geldin!

gül'ten'li, narin ve kırılgan beyazlık.

elbet gelen bahardı ya

düşrenkli kanatları olsa da

uzun yaşamazdı kelebekler...

sonunda anlamıştım;

piponun nereye kadar içildiğinde acıyacağını tütünün,

ve aşkın... 

öylesine çatallanıyor ki bazen yollar..

(aslında kanmazdım ben bu düş oyunlarına

annem öğütlemişti sevecen sesiyle

babam dövmüştü askerce

töreler iyi belletilmişti bana;

besmele çekmesini de bilirdim

sövmesini de tanri'ya…

kanmazdım ben bu düş oyunlarına ya

görmeseydim, oyundaşım küçük bir kızın

masum bir oyunda bozduğum kızlığının

bedelini ömrü boyunca ödemesini) 

aşklarım benim!

denizin mucizesi; bulduğum an yitirdiğim yakamoz!

hala sevmekte miyim... ki mucize bir ortaçağ silahı

tek atımlık barutu var

sonrası süngü savaşı

hala sevmekte misiniz...

yalnız akşam oyunları

ay belirince başlar

kan kırmızı tencere karası lorca bıyıklı ay!

kanmamak ne mümkün gel-git'ine…

yıkımın başlangıcıdır oyunlar

onulmaz tuzaklar kurarlar sevgiye

nedensiz aşk beklentilerini yakalım

yalnız gecelerin mumudur mucizeler

adaklar yakılır, belirir belki düşler

bir türlü tükenmeyen ve başlamadan biten

aşkların yüksekliğinden

düşüp ölürler

her sevişmenin ortasında ağlardı... küçük kız çocuğu kadın

-sevgili!- 

dostlarım benim!

aldatıldım önce ve aldattım sonunda

ki duvarlar örer dostluğun sakıntıları

kan kırmızı tencere karası lorca bıyıklı ay!

yalnızlıkla boyadım dört duvarını, dört ayrı renge

dört farklı kadın astım bu çivilere

kırılgandır dost, ağlarsın önünde, salaş bir meyhanede

ellerin tutmaz, söylenecek bir tek sözcük bulunmaz

belki de güzelliktir; o anlatılmaz

yıkımın başladığı yerde çoğu kez bir ölüm saklıdır

ölüm nicedir yaşamın kendisi

ve azrail sabaha karşı çıkıp giden o fahişe! 

sevgili; aşk denilen atın sırtında ...uzaklarda bir belki.

-uzaklara diyorum ben ...uzaklarda... ayışığı altında...

-sanki... bir şeyler yitirmişim gibi

-ben, bir ırmağın uçurumdan kendini atışını düşlüyorum

-.aldatılmış bir sevgiyi... bir eksik var diyorum sana...

ve gece

-bir köknarın soylu geçmişi var sesimde

-aramızda yatan o kılıç vardı

-şarkılar, şarkılar vardı ya?

-suskundu gece... suskundun sen

ve o kılıç sonsuza kadar aramızda kalacaktı.

-peki o düşlere kanmış çocuk?

-büyüyecekti.

-ölümsüzlük düşü?

düşlerin de yaraları vardır.

 

güzellik/kekeme

"haeret lateri letalis arundo"*

 

öylesine büyüyor ki bazen bu yalnızlık.. 

herkesin kendine göre bir kadını var

benimkisi korkularına gelin

dayanamıyorum artık yalan yüzlerime...

bir kadın satın almalı

inan, böylesi daha iyi. 

hışt!

başka masalara hırsız kedi.

gözlerinle sevişmek arsız kız güzeli

tüm delikleri bir kadının ve erkekliğim

infilak etti bu ihanetle

dayanamıyorum artık "afros”** dokunuşlarına

söylenceleri enkaz bu dünyada

korkak özkıyım tasarılarına

tanık olmaktan bıktım

yokaşkülkemin

bir kadın satın almalı

ya da

hadım olmalı bu dünyada 

söyleşi bitti, anılarımın kaçkın kadını

sen hiç olmadın, haydi gidelim.

bir kadın satın almalı

bilirim; aşk, hayat ve ölüm işte böyle;

hep kekemedir güzellikleri dünyanın.

 

*öldürücü yara bağrımızda kalır/virgilius 

**afrodit’in doğduğu köpük /mitoloji


sanki aşk