Ahmet Müfid Okbay

resüsitasyon

ı.

pahalı ayakkabıları kuma bulanmıştı

ve ayakkabıları çıkardığı yerde kalakalmıştı.

güneş mi?

güneş tam tepede duruyor olabilir. 

kendimi bir tuhaf hissediyorum

-alışamadığım bir renk hala mor-

mide bulantısı gibi bir şey; köpük köpük

on dördünde zorla evlendirilmiş bir kız çocuğu

avuç avuç bir kutu deterjan yiyen; nasıl desem

çocuktum, bir solucanı tam ortasından böldüm çakımla ikiye

bir kadına aşıktım, bir zaman, gençtim olurdu ya, ayrılmıştık

yeniden canlanmaya çalışıyordu kestiğim her parça

neden bahsediyordum,

yoksa "yorgun kadınlar içtik “mi diyorum

evet, kendimi bir tuhaf hissediyordum

deniz ulaşıyor ayaklarıma; köpük köpük

ve güneş tam tepede duruyor olabilir. 

ıı.

baş başa vermiş iki kuş profili

başlarında cıvıl cıvıl çocuk gürültüsü

ve güneş tam tepede duruyor olabilir. 

birbiriyle bakışımlı iki kırık kalpten söz ediyorum

yorgun ellerinden mi mucizelerin?

dağlarda açan çiçeklere benzettim onları

gökyüzünde başıboş dolaşan bulutların aklığına...

sağ ayağımın üstünde dönerdim dünyayla beraber

çocuktum, döner ve düşler kurardım.

çocukluğa benzettim onları

dilimizde dönüp duran çocukluğumuza

kendimizi her çaresiz duyumsadığımızda.

baş başa vermiş iki kuş profiline benzettim onları

gölgesi düşüyor yaşamlarının, tam ortalarına

bir yaşlı adam düşüyor

denizin tam ortasında

köpük köpük deniz,

çaresiz

bulutlar geçiyor üstünden

çocukluğuma dönmek istiyorum

çocuk olmak

çocuklar gibi

çocuklar ki

bencil ve vahşi. 

 

ııı.

gökyüzünde iki bulut, el ele iki sevgili

ayrılıyorlar

belki yağmur yüklü

ve güneş tam tepede duruyor olabilir. 

siz benim ellerimi bilmezsiniz, benim ellerim bulutlar gibi kim ne derse desin

ben süpermarketleri severim, içinde kaybolunan

her gün merhabalaştığım bakkallarda sıkılırım ben, dilim sürçer

hem o yobaz pezevengi neden seveyim ki,

gitsem de tembellikten

allahın selamını veririm de ona,

kendiminkini saklarım sevdiklerime

siz nasıl bilmiyorsanız o da bilmez, ellerimin yağmur şeklini

ama süpermarketlerde gizli, açık kameralar vardır…

bir çocuk açtır

yalnızca bakar camların dışından, özenir, belki kırar,

umarım kırar

ellerim çocukturlar uzanırlar şekerlemelere, belki hırsızdırlar

yakalanırlar sanmayın, benim ellerim sihirbazdırlar

görünmez olurlar da, sıkıntılı saklanırlar da

anlamsız hareketlerin tekrarında

-güneş tam tepedeydi işte- 

gençler sırayla yumrukluyorlardı iman tahtasını

ellerim sırada, sırasında... buyurun! ellerim diplomalı.

ellerim üst üste

ellerim göğsünde

ellerim morla savaşta, ellerim sıkılgan da

ellerimi siz bilmezsiniz baym!

ellerim bulutlar gibidir benim

ellerim çaresiz

ellerim çocuk

-işe yarıyor işte-

 

ıv.

kuşlara benzettim onları

çok çocuklu evlerin neşesine

güneş tam tepelerinde duruyordu

ondan dolayı mi benzettim? 

yalan

köpük köpük

kurumuş üstlerinde

bu geriyor derilerini

bana gençliklerini çağrıştırıyor sanki

deniz

elle de tutulmuyor

bir gölge olup

girmiş aralarına

ay varken bir gece

bakarsanız suya,

el eleyken sevdiğinizle

-söylemiştim-

gördüklerinizden belki siz de ürkersiniz

hala el ele misiniz?

ve güneş tam tepedeyken

sizleri de kuşlara benzetebilirdim ben

ondan dolayı mi benzettim?

aslında her şey olağandı. 

 

v.

bu kum kenti panayır yeriydi sanki

üç atışta üç gol bir paket sigara

ya da bir yumrukta sokmak yuvasına topu.

gençler ve daima genç kalanlar

sırayla yumrukluyorlardı iman tahtasını

ve hiç kimse yanaşmıyordu o uzun son öpüşmeye. 

az ilerde iki çocuk bir adam bir çukur kazıyordu elleriyle

az ilerde köpük köpüktü deniz biraz kan bulaşmış dişleriyle

gölgeliğin şemsiyesi rüzgarla düşüp duruyordu mu ne

derin daha derin bir çukur kazıyorlardı

dudakları mor, ağzı köpük köpük

altın dişlerini mi sayıyordu

bir mezar hırsızı

yakınları çocuk, yakınları çaresiz, yakınları hırsız

dün gece "ayakkabıcı "adlı bir kuyruklu yıldız yakınları

dün gece hayallerimiz çarpmıştı

jüpiter'in karanlık yüzüne

bir parçasını fare koparmış ayın izini sürmüştük

dün gece bir başka ülkeye doğru denizde

dün gece bir parça baş ağrısı vardı belki

güneş tam tepedeydi ve

yaşlı bir adam düştü denize

dün geceden kalma bir baş ağrısı düştü denize

kuşlara benzettim

çok çocuklu evlerin neşesine

güneş tam tepedeydi

ondan dolayı mı benzettim? 

 

vı.

bir genç kadın eliyle işaret ediyor

korkusuyla imliyor kapımı,

bilmiyor

güneş tam tepede duruyor olabilir. 

siz beni nereden öğrendiniz, siz benim yoğun bakım sessizliğimi

siz beni hem neden suçlu hissettirip bırakıp gittiniz neden'siz

kim ne derse desin, ben kaçıp saklanmayı seviyorum kuytularıma

hep taşıdığım bu unvanı siktir edip verdim bir taksi şoförüne

almadı, taksimetreyi de açmamıştı gördünüz mü bak beni siz

sessizliğimle de yargılarsınız şimdi, tanrı gibi ve

ne alçakgönüllü, hayat ellerinin altında, tanrı

unutup az sonra denize gireceksiniz, beni suçlu siz

bırakıp gideceksiniz az sonra bir yerlere

güneş giren doktor girmez evlerde

bir el kitabi yapacaksınız beni

gazetelerin ilavelerine köşe yapacaksınız sonra

siz beni ne yapacaksınız biliyor musunuz

tüccar yapacaksınız-

-iki tıktık bir şıkşık-

namussuz yapacaksınız, ruhumu bir vizite ücreti verip

düzeceksiniz sonra her gece biliyorum

muamelemi de iyi bulmadığınızı anlatacaksınız yakınlarınıza

siz beni ne yapacaksınız?

söyleyin bakayım siz beni nereden öğrendiniz sonra

hep suçlu bırakıp gidiyorsunuz sessizliğimi

hem ben seviyorum kaçıp saklanmayı, seviyorum kuytularımı 

 

vıı.

güneş tam tepedeydi.

baş başa vermiş iki kuş profiline benzettim onları

başlarında cıvıl cıvıl çocuk gürültüsü

uyuyordu iki sevgili

ve deniz köpük köpüktü.

yaşlı adamın göğsü hareket etti

nabzı usulca yerine geldi

götürdüler onu tekrar ölmeye.

kum kenti bir süre denize girmekten ürktü.

kum kenti az sonra denizde bir panayır yeri

gölge düştü ellerime

götürün!

götürün bu ölü seviciyi

sessizliğine. 


ölüm gibi, alışkanlıkla