yedinci ağıt: ayrılık, hiç kimse ülkesinde; ya da kıyamet sureleri
- Görüntüleme: 65
tekin değil!
değil.değil!
değil tekin!
ayağı kırık bir köpek, şaşkın dolaşıyor otoyolda
bu sabah hiç kimsenin canı güvenlikte değil…
bitti.
bir aşk sona erdiğinde kainat da sona erer.
kıyametin tüm belirtileri göründü
israfil, birinci kez üfledi sur’a;
-elif, lam, cim-
tüm inananlar bilir…
güneşin batıdan doğduğunda
gün üç gece karanlık olduğunda…
kıyamet sürelerinin okunmaya başlandığını
pera’da her zaman
batıdan doğar güneş;
-ve karanlıktır gün
binbir gece masal dünya-
tüm düşbazlar ve aşıklar’çin, cin, çın, çin.
daha kırk gün vardı
ayrılmamıza…
ama ayrılık masamızdaydı
karanfil vakti…
debbe’nin konuşmasına zaman vardı daha
belki de debbe bizdik… arz yarıldı
içinden
çiçek adları, siluetler çıktı
içinden debbetü'l-arz çıktı;
-hayvanız hepimiz… hayvan!-
eskiden taşlarla parçalardık kafataslarımızı
mızrakların bakır uçları ile deşer çıkarırdık kalplerimizi
şimdi sözcükler var…
ve büyük bir şiddet gizli
dokunmanın ihsan edilişinde
bir an dokunmak.. bir an ölmek… hepsi bir an
deccal gül'ün solduğu yerde belirdi
kıyamet
seni seviyorum dediğimiz yerde…
yalancı peygamberler alay ettiler aşkın alametleriyle
sen gittin
gül soldu
öykü bitti.
aynadan bir gül'e bakıyordum
iki kör, bir güle bakıyorlardı
her ikisi de bilmiyordu
yine de görüyorlardı
gül'ü ve gece’yi
aşkı, ayrılığı…
öyküyü ve ölümü
yalanları dökünmüştü gecenin
gül solmuş muydu?
gündoğumuydu…
nesimi’nin söndürdüğü mum;
-günah, can sıkıntısı, ölüm-
gül sonsuzdu…
öykümü anlatıyordu kundağında
yeni doğmuş
bir bebek, ibranice;
-eriyor ! eriyor tanrım! eriyordu-
demirperde
aramıza karışıyorlardı ye'cüc ve me'cüc
geceleri açan
kaktüs çiçeği
fısıldıyordu karanlığa, aşk-ı memnu
başlıyor…
başlıyordu kıyamet
bir cuma vaktiydi...
hep iş telefonları dolmuştu cüzdanlara;
- çekler, senetler, kartvizitler-
kayıp uygarlıklardan mı söz ediyoruz?
kehribar rengi bir sergüzeştten mi?
ayrılık vakti…
nyboder ülkesinde…
başı ve sonu bilinmez bir öyküden mi ?
gururlu, perçemi önde soylu atlar, kalkık başlarıyla
sodom'a ve gomere'ye ulaşıyorlardı…
tanrım! bir sesim ulaşmıyor;
-herkes de hiç kimse burada-
ayrılık, artık her yer olan bu hiç kimse ülkesinde
sessim, sessizliğim;
-dilsiz yeminim-
altın enjekte ediliyordu penislerine, iyi aile babalarının
yine de burunu düşüyordu frengili;
-don juan de marco-
kaçıyordu namuslu yatak odalarından sessizce
kutsal olan ne?
tinin özü, anlamı…
niçin yaşamalı?
ya da ne için ölmeli…
debbe bizdik, sevgili deccal… mavi gözleri
amelia’nın aşk;
-ayrılık vakti-
…şimdi
bir, bir…
kıyamet alametleri belirirken;
-tövbe etmeden -
bir, bir…
haram aylar boyunca
secde etmekti
önünde aşkın
tavaf etmekti tüm kadınların venüs tepelerini
sarılmaktı bereketli fallusa
gökyüzünde ebabil kuşları
kıyameti haber verse de
haykırmaktı;
-kabe’m aşk! düş yüzünden katlim vacip!-
ölü kelebekler vadisinde başlayan bu aşk öyküsü
-beyoğlu’nu boydan boya geçen ıslık-
düşündürüyor tüm bunları bana;
-sahip olduğundan vazgeçmek
vazgeçtiğin yerde bulmak sevgiliyi
bulduğun yerde yitirmek-
ah tanrım!
-aramızda yatan o kılıç -
…ah ulrike!;
-dokunmaksızın-
sevişmek;
-daha çok sevişmeye çalışmak-
ölümlü yazgımı anlatıyordu
vlatva nehri şarkılar mırıldanıyordu;
öykümüzü... ah!amelia
ve bir aşk bir çok aşktan oluşuyordu…
amelia, bir çok kadından… sen, ey tek sevgilim!
güzel adonis, çirkin golem, yetenekli linos
hatta molek, onlar kadar zavallı...
-yalancı tüm erkek tanrılar-
el ele dolaşıyorlardı her yerde
-karı kocalar-
ve etlerini yiyorlardı birbirlerinin
hiç kimse ülkesinde
yalan - mutlu evliliklerde
mırıldanırken şarkısını vltava nehri
ben bir öykü anlatıyordum
öykümüzü…
hiç kimse ülkesinde
her öykü ki ölümün öyküsüdür aslında
birinin öyküyü anlatması gerek diye değil
öyküler ölümü öteler diye…
amelia ile ayrılıkla biten öykümüzü anlatıyordum
amelia…
kimdi?
bilmiyorum.
aşk mıydı yaşadığımız?
onu da…
ama
bitti.
aşk? öykü? hayat?
ne fark ederdi ki…
her şey bitiyordu zaten.