Ahmet Müfid Okbay

yedinci ağıt: ayrılık, hiç kimse ülkesinde; ya da kıyamet sureleri

 

 

tekin değil!

değil.değil!

değil tekin!

ayağı kırık bir köpek, şaşkın dolaşıyor otoyolda

bu sabah hiç kimsenin canı güvenlikte değil…

bitti.

bir aşk sona erdiğinde kainat da sona erer.

 

kıyametin tüm belirtileri göründü

israfil, birinci kez üfledi sur’a;

-elif, lam, cim-

tüm inananlar bilir…

güneşin batıdan doğduğunda

gün üç gece karanlık olduğunda…

kıyamet sürelerinin okunmaya başlandığını

 

pera’da her zaman

batıdan doğar güneş;

-ve karanlıktır gün

  binbir gece masal dünya-

tüm düşbazlar ve aşıklar’çin, cin, çın, çin.

 

daha kırk gün vardı

ayrılmamıza…

ama ayrılık masamızdaydı

karanfil vakti…

debbe’nin konuşmasına zaman vardı daha

belki de debbe bizdik… arz yarıldı

içinden

çiçek adları, siluetler çıktı

içinden debbetü'l-arz çıktı;

-hayvanız hepimiz… hayvan!-

eskiden taşlarla parçalardık kafataslarımızı

mızrakların bakır uçları ile deşer çıkarırdık kalplerimizi

şimdi sözcükler var…

ve büyük bir  şiddet gizli

dokunmanın ihsan edilişinde

 

bir an dokunmak.. bir an ölmek… hepsi bir an

deccal gül'ün solduğu yerde belirdi

kıyamet

seni seviyorum dediğimiz yerde…

yalancı peygamberler alay ettiler aşkın alametleriyle

sen gittin

gül soldu

öykü bitti.

aynadan bir gül'e bakıyordum

iki kör, bir güle bakıyorlardı

her ikisi de bilmiyordu

yine de görüyorlardı

gül'ü ve gece’yi

aşkı, ayrılığı…

öyküyü ve ölümü

yalanları dökünmüştü gecenin

gül solmuş muydu?

 

gündoğumuydu…  

nesimi’nin söndürdüğü mum;

-günah, can sıkıntısı, ölüm-

gül sonsuzdu…

öykümü anlatıyordu kundağında

yeni doğmuş

bir bebek, ibranice;

-eriyor ! eriyor tanrım! eriyordu-

demirperde

aramıza karışıyorlardı ye'cüc ve me'cüc

geceleri açan

             kaktüs çiçeği                                                         

fısıldıyordu karanlığa, aşk-ı memnu

başlıyor…

başlıyordu kıyamet

bir cuma vaktiydi...

 

hep iş  telefonları dolmuştu cüzdanlara;

- çekler, senetler, kartvizitler-

kayıp uygarlıklardan mı söz ediyoruz?

kehribar rengi bir sergüzeştten  mi?

 

ayrılık vakti…

nyboder ülkesinde…

başı ve sonu bilinmez bir öyküden mi ?

 

gururlu, perçemi önde soylu atlar, kalkık başlarıyla

sodom'a ve gomere'ye ulaşıyorlardı…

tanrım! bir sesim ulaşmıyor;

-herkes de hiç kimse burada-

ayrılık, artık her yer olan bu hiç kimse ülkesinde

sessim, sessizliğim;

-dilsiz yeminim-

altın enjekte ediliyordu penislerine, iyi aile babalarının

yine de burunu düşüyordu frengili;

-don juan de marco-

kaçıyordu namuslu  yatak odalarından sessizce

                

kutsal olan ne?

tinin özü, anlamı…

niçin yaşamalı?

ya da ne için ölmeli…

debbe bizdik, sevgili deccal… mavi gözleri

amelia’nın aşk;

-ayrılık vakti-

…şimdi

bir, bir…

kıyamet alametleri belirirken;

-tövbe etmeden -

bir, bir…

haram aylar boyunca

secde etmekti

önünde aşkın

tavaf etmekti tüm kadınların venüs tepelerini

sarılmaktı bereketli fallusa

gökyüzünde ebabil kuşları

kıyameti haber verse de

haykırmaktı;

-kabe’m aşk! düş yüzünden katlim vacip!-

ölü kelebekler vadisinde başlayan bu aşk öyküsü

-beyoğlu’nu boydan boya geçen ıslık-

düşündürüyor tüm bunları bana;

-sahip olduğundan vazgeçmek

vazgeçtiğin yerde bulmak sevgiliyi

bulduğun yerde yitirmek-

 

ah tanrım!

-aramızda yatan o kılıç -

…ah ulrike!;

-dokunmaksızın-

sevişmek;

-daha çok sevişmeye çalışmak-

ölümlü yazgımı anlatıyordu

vlatva nehri şarkılar mırıldanıyordu;

öykümüzü... ah!amelia

 

ve bir aşk bir çok aşktan oluşuyordu…

amelia, bir çok kadından… sen, ey tek sevgilim!

güzel adonis, çirkin golem, yetenekli linos

hatta molek, onlar kadar zavallı...

-yalancı tüm erkek tanrılar-

el ele dolaşıyorlardı her yerde

-karı kocalar-

ve etlerini yiyorlardı birbirlerinin

hiç kimse ülkesinde

yalan - mutlu evliliklerde

mırıldanırken şarkısını vltava nehri

ben bir öykü anlatıyordum

öykümüzü…

hiç kimse ülkesinde

her öykü ki ölümün öyküsüdür aslında

birinin öyküyü anlatması gerek diye değil

öyküler ölümü öteler diye…

 

amelia ile ayrılıkla biten öykümüzü anlatıyordum

amelia…

kimdi?

bilmiyorum.

aşk mıydı yaşadığımız?

onu da…

ama

bitti.

aşk? öykü? hayat?

ne fark ederdi ki…

her şey bitiyordu zaten.


elveda amelia