Ahmet Müfid Okbay

düşkırımları

ı.
"uzun zaman oldu görüşmeyeli..."
ooo (adım mı) bu!
hani? gözlerinizdeki kıvılcım
o, bir sarılışla eşitliyor her şeyi
oysa uzun zaman olmuş
sesimin titreyişini de unutmuşum.
eşıtlik mi?
şímdi,
acı çekerek
yazarken oluşan o boğucu duygulanımlarda
yemek yemeyi düşünmek
ve ya
alışveriş etmek delice                
tüketim çılgınlığı 
ya da
-karşılaşırken o an-          
bazen
yaşamın anlamı

ıı.
gecenin düşkırımı ay
... yüzündeki saklıkent
bilinir oluyor gecede, kıvrılarak belleğime
dolaşıyor belki enkazların arasında belirsiz
çağırıyor ırmağı sılaya
kimi kavgalı yüzleriniz.
hayır! eski bir uygarlıktan söz etmiyorum
dokunamam da üstelik, gece
gözlerinizde ay tutulması sanki.
düşler mi?
tıpkı guernica'daki elektrik ampulü gibi
tuhaf, sözcüğü piç eden bir etkisi var sesinizin.
(dün gece uzun bir kazı sürdürdüm fotoğrafların arasında)
gecenin koynunda ay... yüzümdeki eskilkent
bu kaçıncı... bu, bu..."biletiniz" diye soruyordu kapıdaki adam
sayıyordu elindeki koçanları;
bu kaçıncı... bu, bu... gidiş gelişleri sevgimin, oysa ben
hani? bir kadın için döğüşen esmerliği
delikanlılığımın...
-anımsar mısın?-
traktör devrilmişti de, bir çocuk...
sessizce pembe bale pabuçlarını seviyordu
gece boyu, yastığının altında sakladığı
artık babasız kalan o çocuk
-anımsarsın ay -"karamurat" düşer düşmez ölmüştü dalak rüptüründen.
(dün gece çocukluğumun çizgi romanlarını sattım bir bira parasına)
içtim, içtim... bağırdım taksim meydanı'nda
"sevmek...", "sevmek..."diye ay'ın tüm hallerine
kuma yazılan yazılar gibi
"solurcasına insan yiyen"
sessizliği var ya ay'ın
ya da
tanrının ve iblisin sakındığı
pişmanlığı insanın
dur! yapma dur!
suisit! et... et… devlet!
-ah! daha ne kötülük yapabilirseniz o-
kötü kokuyor, dolambaçlarında koşuşuyor fareler
"the bird” birden bire duruyor
"bunu yarın çalmıştım" diye...
"bunu yarın..."
ya da
"six month ago"
"six. sax. sex."
tuhaf, sözcüğü piç eden sesi
saksafonun,
sürtünüp geçiyor yanımızdan
eski bir sevgili gibi
hercai menekseler ha soldu ha solacak yüzünüz
çağırıyor ırmağı sılaya

ııı.
"uzun zaman oldu görüşmeyeli..."
ooo(  )bu
"bir maske takın bana"
adılların kutsanması/gece
havai fişekleri düşkırımlarının...
ve ay
hayır! tümüyle değil, yalnızca bir
par'ça
o, bir sarılışla eskitiyor
her şeyi
oysa uzun zaman olmuş
sesimin titreyişini de
unutmuşum.
eskiler mı?
-aeterno modo-
üşüyeceksin.
salo a le 120 gıornate dı sodoma
mutsuz anlar     
-bir kadınla bakışımlı-         
şehvet
ya da
-pislik yiyicileri- 
ya   
pişmanlık
ölüm mü?
"where is the fuckbar johny?"
pikap uçurumda dönüyordu
boşluğun karanlıkla buluştuğu derinlikte
kayboldu suretin

ıv.
"uzun zaman oldu görüşmeyeli..."
ooo (can sıkıntısı) bu!
hani? gözlerinizdeki ölüm
"bir sanattır her şey gibi"
o bir sarılışla
"sarsıyor anıları bir deli nasıl sarsarsa ölü bir ıtırı"
oysa uzun zaman olmuş
sesimin titreyişini de unutmuşum.
yaşam mı
?
korkak,
neredeyse başaracaktın...


ölüm gibi, alışkanlıkla