dördüncü, boş sandalye …vakitler
- Görüntüleme: 52
tüm çatılar ıslak
pamuksu bir dokunuşla dumanaltı sokaklar
diller birbirlerinin üzerinde
geceyi tartışıyor*
frank o’hara
yağmur sonrası bir güz sabahı
üç kişi oturduk soframıza
dördüncü bir sandalye daha taşıdık balkona
uzaklara, dorukları hâlâ karlı dağlara baktık
—birbirimize gülümsedik—
belki sen derin bir uykudaydın o an
—saat farkı vardı aramızda—
ben. ben ki o an. zaman… zaman
zaman ki içinde, küçük bir kız saklı
gülümsemesini adında taşıyan
bir kadın anımsadım
bazılarını kan tutar, onu aşk…
masamızdaki dördüncü sandalye olup
gitti uzaklara
şimdi
omuzbaşımda
o genç kız, uzak maviliklere bakıyor
—anlamsız—
kim bilebilir ki…
yolların nereye vardığını
kim ama kim?
—sen ki kırık aşklardan artakalan
akt-i ahir kadar bakir ve yalan
kum taneleri kaçmış gözlerinden
geçip giderken zaman—
kim... ama kim?
yolların nerede çatallandığını
kim bilebilir ki…
yollar vardır insanları ayırır
yollar vardır birleştirir
git!
şimdi
siyah beyaz eski bir fotoğrafta
—bir anı olsun diye geride bırakılan—
o uslanmaz yeni yetme gözleri
—camdaki gölgesi—
uzaklarda yitip bana
eşlik ediyor...
uzayıp gidiyor yol
uzun güz geceleri şark’ta
bitmiyor…
—saç telleri
duvardan sökülmüş bir sıva parçasında—
bir kokunun hatırlanışı kadar
tekrar ve tekrar dokunarak
gece ve şarabıma
—gelip geçen bir şerit gibi—
uzaklaşıyor
benden.
git.
yolun açık olsun
—sanırım… sen!
dönmek için yola çıkanlardansın.
şimdi
bir istanbul sahil kahvesinde
çengelköy mü? yeniköy mü?
bilmem.
simitlerimizi almış, yağmur sonrası bir güz sabahı
—asi, gökçe ve ben—
oturup bakarken uzak maviliklerine boğaz’ın
gözlüklü garson
dördüncü bir sandalye getirecek masamıza
simit kırıntıları bırakacağız o boş sandalyeye
ürkek bir serçe konuğumuz olacak
senin belki gözlerin buğulanacak
central park’ta bir bankta
—küçük bir toz parçası kaçtığı için gözlerine—
o masada olacaksın…
(üstü çizildi)
ben
o an
gülümsemesini adında taşıyan
bir kadın anımsayacağım
bazılarını kan tutar, onu aşk…
uzaklarda, mavi-yeşil gözlerinde,
uzaklara bakacağım
iki kadın hakkında bir şiir
ya da bir kadına dair iki şiir yazacağım.
sonra, o an
gülümsemesini adında taşıyan bir kadın ya da
bentlenemez asi bir ırmağın
sırtında kaybolacağım
ve kim bilir…
—yağmur sonrası—
o şark gecesi sorduğun bilmecenin
yanıtını hiç
ama hiç sana
sormayacağım
—gamine!**
*serbest çeviri- gökçe ve ahmet müfid
** gamine, erkeklik ve dişilik sentezini travestilik şablonuna bulaşmadan, görünmezlik zırhı içerisinde yerine getirir. olağan kadınlara/kızlara kıyasla erkeklerle daha 'dostane' ilişki kurabilir, hanımkızlıktan kaçar ama masumiyet kurallarını çiğnemez, erkelerin tipolojilerini belirleyen bileşenlerle daha fazla içli dışlıdır, erkeksi kıyafetler giyebilir, maç seyredebilir, erkekler gibi davranıp, şakalaşabilir ... ancak kadınsı çekiciliği de rafa kaldırmaz. bir erkeğin seksüel yakınlaşmasına bazen utangaçça bazen de erkek çocuğu afacanlığında karşılık verir; tüm 'duymazdan gelmeye' rağmen gamine, erkeğin seksüel çekincelerini anlar, anaç bir şefkat gösterir. gamine'lerin hemen hepsi minyon tiplidir ve fransızlara benzerler;