Ahmet Müfid Okbay

gözleri kadınlar beyoğlu

 

 

 

 

eyvaah! o hacıyatmaz düş

devrildi bir gece, bir gündüz...

 

söylence/istanbul… yakamoz altında

 

ı.prolog; ya da "söylencelerin kendi hayatları yoktur, onlara bizim kan ve can vermemizi beklerler"

söylencem, fasıllarda rakseden o kent, meftun

söylencem, masallardan çocukluğuma arkaik, metfun

atımın terkisine binip gelen, günümü tanımlayan, yarına uçurduğum o kuş kanadındaki arabesk bezeme

söylencem; içimde hep seni yaşadım, hep seni yazdım, yine de sen hiçbiri değildin, belki de hiç var olmadın

iç içe sonsuz bir düş, bengisuda yansıyan bir surettin , gerçektin belki de, geceyle zamandaş ayışığı kadar

bir remilin utkusu kadar boş ve gerçek bekleyiştin,  tragedya artığı bir yazgı, bağrımda saklı o ölümcül yara

belki de yalnızca sendin.

 

 

ıı.relato refero; ya da "bana anlatılmış olandan söz ediyorum"

 her akdenizli ülke bir söylence cennetidir;

 güneş

 güneş ki;

"akdeniz'in tragedyası güneşe bağlı"

yüzümde yakamoz, peşimde yazgı

patrokles'in atları gözyaşı döküyorlardı:

"ey güney düşüncesi!"

"ey güneşin ozan!.."

çaldım güneşi!

güneşin ozanı diyorlardı sana,

çaldım akdenizli kandaşımın güneşini

sığındın ışıklı geceye, akdeniz'in şakıyan yakamozuna

sığındın da kimliksiz kaldın

ve aldım bilgeliğini;

sordum; sorular devşirdim

geceleri nerede saklanırdı güneş?

sonra… laterna nasıl bir çalgıydı?

zeybetikolar, rebetikolar...

sürgünde miydi hala?

o bizans eskisi kırık havalar

biliyorum, kör agop'un meyhanesi kapanalı çok oldu

hristo'nun cazbantlarıysa eski kilisede yorgun ve suskun

gölge düşmüş dantelaların siyahına, tırnak kemane havası

alacakaranlik; saklamakta mıdır şimdi,

güneş dalgalarını şehr-i istanbul'un

gizi erişilmez/doymaz, gözleri kadınlar bu kent,

söylenceler kuşanır şimdi;

"sevgili eski seslerin yosması"

"aksion esti!"*

ey esintiler derbentti!

akdeniz'den kan alan söylence ırmağı

nice mavi çalıp, nice konaklardan geçip

her dala konup, yine de sevdiğine dönen

bir kadın gibi geldi mi yine bu kente?

bu kent ki yedi kez doğmuş, doğurmuş

yedi kez sevmiş, ölmüş ve öldürmüştür belki

nice yedi söylence yazacaktır taş resim yazılara

ve biz

bu kente miras yarım kalmış bir söylenceyiz sanki

devşirme kent.

korkunun ağır ağır çözüldüğü bir morötesi yıkım

üç büyük yangın görmüş tatavla:

derler ki, üç kötü eylül geçirmiş;

diğeri, 5-6 eylül; tramvayların artık çalışmaz olduğu

o erguvani günlerin sonuncusu; postal sesleri,

sokağa çıkma yasaklı geceler, ayın on ikisi

unutmuş çiçek pasajı neşesini, yarı gece şen şakrak

madam'ın akordeon sesi

unutulup gitmiş;

"hrisantos'un hayaleti dolaşır, koca bıyıklarıyla

kasketli, yelekli  palikaryalarıyla tatavla'da.."

ve tatavla;

kurtuluş mu?

 

 *övgüler olsun sana  (o.ellitis)

 

ııı. argumentum ad hominem ya da ,"kişisel gözlemlere ve tanıklıklara dayanarak"

 boydan boya geçmiştik beyoğlu'nu

 geceydi 

"go home yankee"

 sen; amerikan konsolosluğu'nu koruyan polisleri tekmelerinle boydan boya çamur içinde bırakmıştın o gece

iflah olmaz çocuk, düşortakçısı, sırdaştık seninle

o çingene karası "vedasız ayrılan", şiir yontucusu senin de dostundu;

bilirsin, biz aynı çiçeğe vurgunduk bir zamanlar

o çiçek ki; çalıp gitti kameriyelerin utkusu dudaklarında güneşli günlerin o tuz tadı

gitti de, sevmelerin gülüşü bir günmasalı

hala anarız cuma içmelerinde, o şen gülüş karışır, buselik susuşlara

düşlerin yakamozları da susunca

anıların çelik-mavi sırtında

yürek kanar ayın büyüsüne, o dost kanar,

o sevgili kanar da yine gider

bırakıp bu kente gözlerini, gider uzak yalnızlıklara, vedasız

giden gider de… düş düşe diye kadeh vurduğumuz geceler bitmeden

"işte geldik gidiyoruz" demek var mıydı?

sorarım size; karasevdalı yüreği kara dostlar!

biz ki çoğumuz ayni yaramaz kıza sevdalanmadık mı kaç kez

kimi peş peşe, kimi karşı karşıya

yine de bilenlerdendik savaşçının değerini, yüreğinin inceliğini

eski çağlardan kalma bir şövalye erdemi taşırdık, inanmazlığımızda

var mıydı şimdi;

"…geldik gidiyoruz" demek

sonra... elimiz delişmen bir ırmak

kulağımızda titreyen çiğ tanesinin sesi

uykusuz ayazda beklenen bir düş gibi

bu kenti beklemeyecek miydik?

sorarım size;

şimdiki zaman yabancısı dostlar!

fazla meze söylemeye gelmez

tatyos amca öldü, lakerdaların tadı kaçtı

-vur… vur kadehi geceye, kırılsın!

artık gelemem, gelemem ben o pera ayinlerine...

 

ıv. corpus delieti; ya da "suç ortaklığı"

 ağlama düşbaz

sen ki bir düş budalasısın

bir gün atlantis'i bile kurtaracakmış insanlık!?

o ki pera… azınlık sessizliği bir “sürgün mozaik"

kurtulacak mı?

-vur… vur kadehi geceye, kırılsın

-kan… kan bir daha düşe, isterse yıkılsın

biz düş tutkunu

sevdalı, sevdalı, sevdalıydık o kadına

"bir kadın mi bulacaksin kendine

yedi erkek birden düşmeli o kadının peşine"

o kadın ki;

yedi renkli, yedi tepeli, yedi tutkulu velhasıl yedi söylencedir

bir söylence olma düşü gören bu düşbazlar ordusu

bu umarsız us ve yürek savaşçıları

kendi düşlerine tutsak

bu gezgin yürekli sevdalılar…

-dostlar!

ne kaldı geriye

bir düş’ten gayrı?


sanki aşk