Ahmet Müfid Okbay

oğluma mektup

 

                                                                                  ...gökçe için

“bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,

dinleyerek değil..

bildiklerimi sana neden anlatmadığımı, anladın mı

 can yücel

 

bak oğul! bu dünyada bir sen varsın, bir de dünya

dünya var diye ben varım, sen varsın diye dünya!

ananla ben

bir yaz yağmuru sonrası düşledik seni

dolunaylı…

seviştik dalgalarla; zeytin, iyot kokulu ve adalı

üstüne bir dibek kahvesi içtik

—yanında gül lokumu ve hayır duası—

adını o adadan yadigâr aldık.

ben rüya görmez bir düş tutkunu idim

uyanık düşlerin çıkmaz sokaklarında

                                     düşe kalka yorgun

derin bir uykuya daldım o gece

—yanımda rüzgarın tenini yaladığı

                                      bir kadın yatıyordu—

bir rüya gördüm

aynı  rüyayı üç kez gördüm

içinde senin olduğun bir rüya

sana dair üç sır, üç haber

fısıldadı kulağıma melekler

—hayırdır—

kan ter içinde uyandım!

o rüyadan

sana dair üç şey anımsadım;

ilki oğlandın.

ikincisi mavi-yeşil gözlerin vardı

                            gök ve deniz kadar geçinimli.

üçüncüsü… nazar bozsun diye

                            tahtaya üç kez vurdum!

ve  hayırdır…

     üçüncü sırrı ağzıma bir daha hiç almadım.

seni üç şeyden yaptık oğlum:

deniz, gök ve ay!

seni üç şeyden…

düş, us ve tutkudan!

seni üç…

sevgi, meşk ve aşk!

bilesin…

sonra… kırkın dolmadan

koynumda voltalarken uykusuz geceler boyu

bir soruyu defalarca sana sordum.

huzurlu bir gülümseyişle bana sarıldın.

ilk kez o zaman mı düşündüm; bilmiyorum?

o tuhaf soru düştü usuma: 

ben mi senin babandım, sen mi benim?”

kim bilir?

tüm oğullar bilir bu sorunun yanıtını

çözülse dilleri öğrenir babalar gerçeği

kim bilir?

tüm babalar bilir bu sorunun yanıtını

çözülse yüreği öğrenir oğullar gerçeği

kim bilir?

 babalar ve oğullar

üç vakit geçti

üç gerçek…

büyüdün üç vakit.

sonu gelmez sorular sordun

üçü bir, bire üç bahis.

sonu gelmez yalanlar söyledim

üç gerçek… tanrı, hayat ve düşler hakkında 

üç vakit geçince

gerçeğe dönüşen bir oyun hakkında 

üç vakit

oyunlar oynadım

tüm çocuklar oyunlarla büyür diye

yalanlar…

oyunlar…

hayat.

üç vakit geçti… üç gerçek, büyüdün üç vakit.

soruyorum şimdi sana bir oyun gibi:

ben mi senin babanım, sen mi benim?

gülümsüyorsun; aptalca buluyorsun sorumu,

                                                          heyhat!

sen benim babamsın… diye yanıtlıyorsun,

                                                    biraz uzak

ve bir yalana dönüşüyor hayat.

sonra...

sonra ansızın sarılıyorsun bana sebepsiz

ve bir oyuna dönüşüyor hayat!

bak oğul! yalnızca dizleri tutmaz ağrısı

                                           büyümenin

kalbine bak!

büyüdükçe kirlenir dünya, uzadıkça çirkinleşir

                                           hayat

sen yine de yaşamaya bak!

sana bir sır vereceğim

bütün hayatımın bana öğrettiği tek gerçek

                           bir şair eskisinin gördüğü düş

uykusuz o tuhaf soru

bir oyun…

hayat… üç vakit.

unutmuştum yazmayı

yazdım.

unutmuştum sevmeyi

doğdun.

öğrendim senden

hayatı…

işte o üç gerçek.

şimdi soruyorum:

ben mi senin babanım, sen mi benim?”

oğlum? babam?  


sabırsız eyyüb