oğluma mektup
- Görüntüleme: 101
...gökçe için
“bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,
dinleyerek değil..
bildiklerimi sana neden anlatmadığımı, anladın mı”
can yücel
bak oğul! bu dünyada bir sen varsın, bir de dünya
dünya var diye ben varım, sen varsın diye dünya!
ananla ben
bir yaz yağmuru sonrası düşledik seni
dolunaylı…
seviştik dalgalarla; zeytin, iyot kokulu ve adalı
üstüne bir dibek kahvesi içtik
—yanında gül lokumu ve hayır duası—
adını o adadan yadigâr aldık.
ben rüya görmez bir düş tutkunu idim
uyanık düşlerin çıkmaz sokaklarında
düşe kalka yorgun
derin bir uykuya daldım o gece
—yanımda rüzgarın tenini yaladığı
bir kadın yatıyordu—
bir rüya gördüm
aynı rüyayı üç kez gördüm
içinde senin olduğun bir rüya
sana dair üç sır, üç haber
fısıldadı kulağıma melekler
—hayırdır—
kan ter içinde uyandım!
o rüyadan
sana dair üç şey anımsadım;
ilki oğlandın.
ikincisi mavi-yeşil gözlerin vardı
gök ve deniz kadar geçinimli.
üçüncüsü… nazar bozsun diye
tahtaya üç kez vurdum!
ve hayırdır…
üçüncü sırrı ağzıma bir daha hiç almadım.
seni üç şeyden yaptık oğlum:
deniz, gök ve ay!
seni üç şeyden…
düş, us ve tutkudan!
seni üç…
sevgi, meşk ve aşk!
bilesin…
sonra… kırkın dolmadan
koynumda voltalarken uykusuz geceler boyu
bir soruyu defalarca sana sordum.
huzurlu bir gülümseyişle bana sarıldın.
ilk kez o zaman mı düşündüm; bilmiyorum?
o tuhaf soru düştü usuma:
“ben mi senin babandım, sen mi benim?”
kim bilir?
tüm oğullar bilir bu sorunun yanıtını
çözülse dilleri öğrenir babalar gerçeği
kim bilir?
tüm babalar bilir bu sorunun yanıtını
çözülse yüreği öğrenir oğullar gerçeği
kim bilir?
babalar ve oğullar…
üç vakit geçti
üç gerçek…
büyüdün üç vakit.
sonu gelmez sorular sordun
üçü bir, bire üç bahis.
sonu gelmez yalanlar söyledim
üç gerçek… tanrı, hayat ve düşler hakkında
üç vakit geçince
gerçeğe dönüşen bir oyun hakkında
üç vakit
oyunlar oynadım
tüm çocuklar oyunlarla büyür diye
yalanlar…
oyunlar…
hayat.
üç vakit geçti… üç gerçek, büyüdün üç vakit.
soruyorum şimdi sana bir oyun gibi:
—ben mi senin babanım, sen mi benim?
gülümsüyorsun; aptalca buluyorsun sorumu,
heyhat!
—sen benim babamsın… diye yanıtlıyorsun,
biraz uzak
ve bir yalana dönüşüyor hayat.
sonra...
sonra ansızın sarılıyorsun bana sebepsiz
ve bir oyuna dönüşüyor hayat!
bak oğul! yalnızca dizleri tutmaz ağrısı
büyümenin
kalbine bak!
büyüdükçe kirlenir dünya, uzadıkça çirkinleşir
hayat
sen yine de yaşamaya bak!
sana bir sır vereceğim
bütün hayatımın bana öğrettiği tek gerçek
bir şair eskisinin gördüğü düş
uykusuz o tuhaf soru
bir oyun…
hayat… üç vakit.
unutmuştum yazmayı
yazdım.
unutmuştum sevmeyi
doğdun.
öğrendim senden
hayatı…
işte o üç gerçek.
şimdi soruyorum:
“ben mi senin babanım, sen mi benim?”
oğlum? babam?