Ahmet Müfid Okbay

ölüm gibi alışkanlıkla

ı.

mutsuzluğunu düşündü, umutsuzluğu
cinsel yaşamının kaçan tadını
işinde geçirdiği bir kaç saatin bile
çok gelişini, işsizliği ya da
"işini yoluna koymuşlar “dedi
"dengeliler" yani, anten direği almışlardı
(televizyondaki görüntünün hala bozuk olduğunu anımsadı)
sular da kesilmişti yine, bulaşıklar duruyordu
bir haftadan bu yana
o büyük bir arzuyla başladığı kitapta
ilerleyebildiği birkaç sayfayı düşündü
birkaç dizeyi, kağitları, kâğıtları... elinin gölgelediği
o beyaz mezarlıkta, seslerini selvilerin 
bir zamanlar küçük oyunlar vardı;
düşrenkli kanatları olsa da ölen
kelebeklerin o yabansı sesinde ansız beliren
sarı yapraklarıyla
düşlerin de güzü gelmişti
gelecek için yapılması gerekenleri düşündü, yapmadıklarını
bu sabah... tuvalete gitmek, tıraş olmak, hatta kahvaltı yapmak
küçük zorunlulukları yaşamın
küçük zevkleri -dünyayla ilgili; gazete okumak, radyoda
o günlerin popüler parçalarını dinlemek ya da.-
bir ibadet gibi (tarifsiz) yinelenen
küçük ayinleri de olacaktı vazgeçtikleri arasında 
telefona baktı;
(evinde-bir önlem olarak telefon bulunduranlardandı)
sesi... rengini yitirmiş
yankısında buzluğanlar çözen
ve bir çığ olmadan
buhurunda buza dönüşen sesi
çatallanmış kırılgan dikitlerdi belki
unutulmuş bir mağarada
gölgeleri izleyen
sessiz ve sevgisiz 

ıı.
çalar saat çalmıştı işte; günü düşündün-coşkusuz;
intiharı belki bir an.-
kalktın. giyindin. ve yüzündeki üç günlük sakala aldırmadan
bir sandalye aradın;
elinde kemerin,
tavandaki o yalnız çengelde gözlerin
bir son mektup yazmalı dedin
(kaleminin ucunun uzun zamandır körelmiş olduğunu anımsadın)
bir bıçak aradın sonra;
kanla...
...duvarlarda
ellerinle...
-o sokak yazilari-
...şiirlerde; 
yüreğine kül serperlerdi selviler
(eski bir adetti bu; yakınmak için ölülerin ardından, saçına kül serpmek)
kazınmış eski yazılarıyla mezar taşları üşürlerdi ya
sen gerekenleri yaptın bir bir, bozmadan sırayı
bir saatin sarkacını düşündün;
boynuna yakışan mor telemle
esmer, sarı kuru teninle parşömenleşen yüzün
gaita, idrar ve spermle kirlettiğin giysilerin içinde
yitip giden ömrün
sallanıyordu zamanla
çepeçevre seni saran
gölgeleri gibi o mağaranın 

ııı.
zaman ilerliyordu; dünler evvelsi günler
sıyrılmıştı kefeninden
gözlerinin önünden akıp giden
bir filmin sararmış karelerinde
mutsuzluğunu düşündün, umutsuzluğu
babanın;
"her eve televizyon lazım oğlum"
deyişinin haklılığını...
bu sabah... alıştığın gibi çıktın kapıdan
gittin işine sessizce 
ardında;
terk edip tavandaki yalnızlığına o çengeli
odanın ortasına kadar getirip bıraktığın sandalyeyle
yerdeki kemerini
yani bir ölüm töreninin tüm kalıntılarını
bırakıp ardında
o körelmiş kalemle, boş kâğıtları
alışkanlıkları, alışkanlıkları yani
dört yana saçılmış
alışkanlıkları
bir bırakıp bir alıp
gittin alışkanlıkla
bırakıp mağaranı gölgelerine
sessiz ve belki sensiz
sensiz ve belki sessiz.


ölüm gibi, alışkanlıkla