ihanet, ölüm ve veda
- Görüntüleme: 67
seni yitirdim.
iki sokak ötede bir sırdaşım olmayacak artık.
konuşmuştuk; nasıl yok edeceğini, üçüncü şahısların
ve yaşamın kuşatmasının; ya da kim bilir
bizdik üçüncü şahısları yaşamın
bizdik yok eden, ayrımında olacakların
pişmanlık içinde anlatırken üçüncü şahıslara
ve daha uzaktakilere belki bir gün...
kim bilir belki de bizdik yitiren.
bak! yengiyle kaldırdılar havaya yabalarını
uygarca konuştuk;
ne kaldı ki geriye,
ya da özlenen ne kaldı o geceden
turunçgillerden bir meyve adı...
bir de yengeçlerin kuytu sırları belki
anımsadıkça düşkırıklığı yaratan,
bir savaştan başka
ne kaldı ki geriye.
daha mi güçlendi ruhlarınız; yapamamak mıydı yoksa
bir sevişmeden sonra, ağır gelmesi yalanların.
oysa tutkunun gölgesinde anlatılan
aynı yalan değil midir
saklı yalnızlığında, yaşanan anın
lanet olsun!
lanet olsun sözcüklerin bayağı dünyasına.
koparmadı mı aramızdaki ipi; yok ettiğimizi sandığımız
eski dünyanın alışkanlıkları, belirmedi mi telaş içinde.
saklıdır, saklıdır, saklıdır..
konuşmanın imkânsızlığında ;
ve üstüne konuşulan her duygu
ölüdür.
artık bitti.
kapının önünden alışkanlıkla geçtiğin evin kapalı kapıları
kapalı sırları
kapalı yalanları
-hepsi, yeni bir düşkırıklığı-
ve kapalı...
kapalı.
tatlı bir ürperti açsın mı şimdi tüm kapıları; oysa gece
düşündürmekte bana biraz öfkeyi. kayan bir yıldız mıydı
dudaklarında ansız beliren. yoksa unuttun mu o gece
tutkuyla girdiğin hazların kefenini. bu belki
anımsatır sana korkunç gül yabanini.
turunçgillerden bir meyve tattığında.
oysa gün doğunca, kıskanç koca
dönünce evine, ay yiter ruhlarımızda. büyü biter
-belki hiç olmamıştır- sankiler arasında.
dostum.
düşmanım;
kıskanç koca!
bu bir çift söz de senin için:
sanma ki çektim kılıcımı
ve savaşmaktayım sevgilin için
sanma ki öfkedendir bu dizelerim
kim yazarken aynı derinlikte kalabilmiş ki...
sen masum ve suçlu
-işte öğrendin! ama ne kazandırdı sana
acıdan başka... ve biraz daha yitirdin inancını
aşka ve dostluğa...
-önce düşün! kim ister ki yalan söylemeyi
ya da ihanetin saklı ağırlığına katlanmayı
yalanlar vardır; ama biz iteleriz sevgiliyi o uçuruma
biliyorum sonsuza dek nefret edeceksin benden.
ben; her konduğu yeri pisleten haz böceği
bütün sevgililerinizi baştan çıkarttım, acı çekerek.
seni yitirdim. ah! aklıma düştün yine, kötücül gece
ve tüm içki satan büfeleri kapalıydı şehrin
o gece nasıl kapalıysa kalbin. gerçi
çağırır şarkıları, gecenin arsız bülbülü
ama avutamaz artık inançsız kalbimi nağmeleri.
yıldızlar daha mı uzaktırlar şimdi benden
turunçgillerden bir meyve adı kadar.
sürülürüm o sahillerden. bütün dinlerden kovulan
bir yalvacım artık ben.
şeytan!
can dostum;
yine sana geldim,
yine haklı çıktın; iğreniyorum bu yanından.
tapınan kimdi peki, ben ki arzulayabilirdim
üç aylık gebe bir kadınla sevişmeyi;
unuttururdum çocuğunun babasını
dokunurken gergin karnına.
ama tapınan kimdi,
inananlar ve günahkarlar katında,
öylesine yorgun ki şimdi sesim.
artık bitti.
ah! sonsuz gece bitti artık.
düşlerin ilahlarının soğuyor bedenleri,
mutlu evliliklerin yatak odalarında.
oysa inanmıştık biz, kalplerimizde
turunçgillerden bir meyve adı
bir şarkı adamıştık düşlere
ve düşlerin ölümsüzlüğüne.
artık bitti.
hepimiz üçüncü şahıslarıyız aşkın.
elbette bitti.
unuturum artık ihanetini, tutkuyla öperim dudaklarından
unutursun beni, ya da unutur yıldızlar da geceyi... unutulur elbette.
tüm üçüncü şahısları yaşamın
veda ederler, sevişirken gülümseyen bebek yüzüne
unutulur.
turunçgillerden bir meyve adı
iki sokak ötede sırdaşın olur.