
ALINAMAYACAK HEDİYE
- Görüntüleme: 57
“bu kitap ve yazı en derin saygılarımla R.M.Rilke’ye ve E.Cansever’e ithaf edilmiştir. Bu “hediye”yi alamayacaklarını bilmeme rağmen…
Kendini ikibucukuncu yeniden sayan bir şiir yazarı olarak, haddimi aşıp İkinci Yeni ve Edip Cansever üzerine bir deneme yazma çabası içinde bulunmayacağım.
Bu kitabın (elveda amelia) yazılma sürecinde kesiştiğimiz, üstadın “Umutsuzlar Parkı” şiiri ile “elveda amelia”nın aynı ırmağın gözesinden beslendiğini ve çoğaldığını anlatmak istiyorum daha çok.
Bundan söz ederek, şaire ve şiire ahde vefa vazifemi de yerine getiriyorum.
Çünkü, Edip Cansever’in “Umutsuzlar Parkı” şiiri için söyledikleri, bu kitap/şiir için de yol gösterici olabilir;
“Bir toplumu anlamak için, en önce o toplumda yazılmış şiirlere bakmalı. Baskının ya da özgürlüğün, ilginin ya da ilgisizliğin, mutluluğun ya da mutsuzluğun bunca etkisini görebilirsiniz o şiirlerde. Eğer bir topluma insan olarak sokulmuşsak, sanatçı olarak da sokulmuşuz demektir. Olup bitenleri beğeniyor ya da beğenmiyorsak, bu bizim kişiliğimize de vuracaktır ister istemez. İşte ‘Umutsuzlar Parkı’ böyle bir alanda gelişiyor. Çevresinden başlayıp evrensel konulara el atıyor. Geleneklerinden silkinmiş, bağlantılarını yitirmiş insanlara yanıtlar hazırlıyor bir bakıma. Onlara karşı çıkarak değil, aynı durum içinde onlara katılarak. Yani kendimi ve ilgilerimi yokluyorum burada. Bir boşluk içinde dengemi arıyorum…”
Bir ırmak şiir olan “elveda amelia”, Beyoğlu’nda başlayan küçük bir aşk öyküsüyle yola düşüp, Edip Cansever’in “Umutsuzlar Parkı” şiiri, Rilke’nin “Duino Ağıtları” gibi şiirlerin omuz başlarına tutunarak, ötelere, insanın derinlerine devlerin omuzunda yükselerek* bakmaya çalışıyor.
Duino Ağıtları yirminci yüzyılın en büyük edebi eserlerinden biridir. Katıksız ve ödünsüz şair Rilke, umutsuz bir aşk öyküsünden yola çıkar ve on yılda yazdığı on ağıttan oluşan Duino Ağıtları’nda, modern dünyada insan olmanın anlamını sorgular.
Ben de kitaplar arasında kendimi ararken, çoğu kez olduğu gibi, sezgisel olarak bilirim ki, raflar arasında çoğu kez sen kitabı ya da yazarı seçmezsin; o, mucizevi biçimde seni bulur.
Rilke ve Duino Ağıtları benim için böyle bir mucizeydi. Bu kitabın yayıma hazırlanması on yedi yılı buldu. Şiir, artık yazılarak silinmiş anıların gölgelerinden çıkıp, Edip Cansever ve Rilke’nin bilge dokunuşlarıyla, günlük olandan evrensele, tarihsele… aşk-iktidar-varoluş meselesine kafa yoran bir mecraya aktı.
Rilke’nin dediği gibi:
[...] ölüm, bizden öteye dönük olan, bizim aydınlatmadığımız yüzüdür yaşamın ... Gerçek yaşam biçimi her iki bölgeye uzanır, en büyük kan dolaşımı her ikisi boyunca […] Yapılması gereken, burada bakılmış, dokunulmuş olanı o daha geniş, o en geniş çemberin içine almak. Gölgesiyle yeryüzünü karartan bir öbür dünyaya değil, bir bütüne, bütünün kendisine [...] Evet, bizim ödevimiz bu gidici, dayanıksız yeryüzünü öyle derin, öyle acıyla, tutkuyla kavramak ki onun özü ‘görünmez olarak’ bizde yeniden dirilsin. Bizler, görünmez’in anlarıyız.
elveda amelia;
Anılarda saklı gözyaşları, zamanın soğuk mağarasında, “görünmez anın” billurlaştığı sarkıt ve dikitler gibi, bu kitabı oluşturan dizelere dönüştü.
*“stand on the shoulders of giants.” Türkçesi: “Devlerin omzunda yükseliyor.” (Isaac Newton’un Johm Wallis’i kastederek, “eğer ileriyi görebildiysem bunu sizin gibi devlerin omuzları üzerinde yükselerek yaptım.”)