
BATAKLIKTA
- Görüntüleme: 34
Bisse'den gömleği, bond çantası ile her gün ise gittiği giysilerinden birini giymişti ve batıyordu.
İfadesiz bir yüzü vardı ve devinimsizdi. Bundan en çok çevredeki kurbağalar memnundu.
Kurbağalar, amaçsızca vıraklıyor, plastik pet şişeler, fabrika atıkları ile kirlenmiş ve artık kirlilikten köpüren bu yeşil suyun içinde, bir sinek ya da bir peygamber böceği avlanmak için sıçrıyorlar ve çamura geri düşüyorlardı.
Adam çırpındıkça daha çabuk batacağının ayrımındaydı ve kurbağaları ürkütmenin anlamı yoktu.
Her ihtimalî düşünmek lâzımdı.
Dünya denilen bataklıkta yapılan nükleer bomba denemelerini, kimyasal silah kullanılan soykırımları, insanlık onuruna sürülen lekeleri, para ve iktidar için işlenen cinayetleri, toplumun tepkisizliğini ve her geçen gün kendisinin de bu çarkın içinde yer aldığını düşündü.
Artık kendisine de saygı duymuyordu ve burada devinimsizce durup batmak, duyarsızlığı ile diğer insanlara zarar vermekten daha saygıdeğerdi.
Üstelik gökyüzü korkunç güzel mavi ve huzur veriyordu insana.
Önce çantası ve bedeni, en son da başı çamura battı.
Güneş muhteşem kızıllığı ile batıyordu...
Gözlerine ulaştığında çamur, gözlerini bir an bile kırpmadı,
Gökyüzüne bakışını sürdürdü...
ve battı.
*"kendisine saygısı olan birinin, ölürken yapabileceği tek şey, gökyüzüne bakışını sürdürmesidir" /Mallermé