
KARŞILAŞMALAR
- Görüntüleme: 39
Zamansız karşılaşmalar, erken ölümleri çağırıştırıyor; erken doğup da yaşamayan bebeklere mi benzetmeliydim? Hayır, artık çok geç…
Karşılaşmalardan ibaret olan, bildiğimiz ve unuttuğumuz, beklerken seni, yazdıklarımı anlamlı kılan, sana yorgun olduğunu düşündüren... karşılaşmalar, zamansız ölümler.
Bir şaşkınlık ünlemi olmuştum sesinizde, pembe güller yayılıyordu boynunuzdan yüzünüze...
“Biraz yürümek istiyorum.”
İyi ki yürümek istiyorsunuz, yoksa nasıl inanırız hayata?
Sizi çağırıyordum, kendiniz olduğunuzu düşündüğünüz yerde sizi, yazdıklarımla;
Gözlerinizin güzelliğinden söz etmeksizin, öpüşlerinizin yumuşaklığından, sarmaş dolaş yeşil bir bayırdan yuvarlanmak aşağıya, bir yeşil, bir mavi bir iç çekme, on yedi yaşımın, o hiç yaşanmamış on yedi yaşımın demek istiyorum, göz göze, konuşmaksızın;
Hadi ölelim birlikte der gibi…
Korkmayın, önemi yok bu sağanağın...
Sarı bir gül iliştiriyorum çantamın kenarına... susuyorsunuz. Susuyorum.
Yani, demek istiyorum, “kendinin sürekli sağanağı olan insanlar vardır”, biz buna korkunç diyoruz, güzel diyoruz...
Bir şey yok ürkmeyin, tüm yağmurlar diner bir gün.
Erkenci erik ağaçlarında açan çiçekler gibi eve gitmek istiyorsunuz, gece ayaz başlayacak.
“Biraz yürümek istiyorum.”
İyi ki eve erken gitmek istiyorsunuz, yoksa nasıl inanırız her kıştan sonra baharın tekrar geleceğine?
…
Zamansız açan çiçekler, karşılıksız duygular, belki bunlar da buluşmalar.
Erkenci açan çiçeklerin ölmesi yararsız değildir üstelik; iyi gelirler insanlara, umut verirler, bundandır belki gelinmeyen buluşmalar boyu süren bu inat.
(Pür dikkat bir kız çocuğu beni izliyor, sanki suretimi ezberleyecek... dönüp bakıyorum;
“Sairsin galiba?”
“Yazmam gerek, fazla vaktim yok”
“Yazdıklarını sonra bana verirsin di mi?”
“Birçok kez ölmek gerek”
“O zaman, bi çok kez de dirilmen gerek”)
…
Susuyorduk.
Sen; “biraz yürümek istiyorum” diyordun.
İyi ki yürümek istiyorsun, yoksa bir anın tüm bir hayat olduğuna nasıl inanırız.
(Susuyoruz ve herkes kendi işine dönüyor. Ben yazmaya, sen dikkatlice beni izlemeye...)
Korkarak zamanı kısalıyorduk, karşılaşmalar korkunçtur, iyi ki varlar yine de, evden kaçan bir çocuğun annesini bulması gibi… Suretiniz dağılıyor yazdıklarım gibi, bir çocuğun merakında….
Hadi birlikte ölelim!
…
(Suskunluğumuzu bir gülüşe dönüştürüp, yazdıklarımı o kız çocuğuna uzatıyorum.)
Alıyor ve iki kez dikkatlice okuyorsun yazdıklarımı.
(Sonra bakışları çantamdaki sarı güle odaklanıyor. Tedirgin oluyorum bu davranışından, artık buluşmalar boyu size çiçek almak istemeyeceğimden korkuyorum.)
“Çantanın yanında niçin bi gül taşıyorsun?”
“Korkuyorum da ondan... Gemisinin ne zaman kayalıklara çarpacağını hiçbir denizci bilemez”
“Bi gül ne işe yarar ki?”
“Bir gül can simididir.
Bir gül ağacının yanında intihar eden bir şaire rastlanmamıştır hiç."
“Hımm, yazdıkların... iyi olmuş”)
…
Gülümsüyorum. Biraz daha oturup oturamayacağını soruyorum...
“Biraz yürümek istiyorum” diyorsun ve kibarca ayrılıyoruz...
…
Görme isteği sevgiden doğar derler... Karşılaşmalar, zamansız ölümler;
-Hiç, görmek istemiştim hepsi bu...
Sesim boşlukta yankılanıyor karşılıksız.
*Her ihtimali düşünmek lazım öykü kitabından