
ARAMAK MI? EVET LALELER KIRMIZIYDI
- Görüntüleme: 34
Çaresizlikten arıyorum.
Aramanın öldürmek olduğunu bildiğim halde... Arayacak hiç kimse olmadığı için, hiçbir zaman, hiçbir yerde… ağlayacak bir omuz olmadığını bilmeme karşın, ararken, üstelik ağlamam için hiçbir neden yokken... arıyor ve ağlıyorum.
“Size durduk yere ağlayın diyen mi oldu?”
Bir telefona gereksinmenin nedenleri bunlar... bir telefon rehberiyle boğuşmanın -bir dinozoru anımsatıyor artık bana tüm numaralar ve adlar- boğulmanın, kendi kendini bir telefon kablosu ile boğmanın diyelim (telsiz telefon seninkisi) çok uzattım... gecenin saat üçü, aramamalıyım.
“Bir insan gecenin üçünde telefonla niye arar ki?”
Ah gün doğacak iki saat sonra, bülbüllerin ezgili ötüşler karışacak bahar yeline; günün ilk saatleri, deniz dehşetli mavi oluyor, ıhlamurlar bir belalı kokuyor... Bak ne oldum ben, bir gülümseme oldum, uykusuzluğun ardından gelen açlıkla esriklik karışımı bir baş dönmesi...
“Nereden çıkarıyorsunuz bunları kuzum, yarın hava bulutlu olacak, meteoroloji raporlarını hiç dinlemez misiniz siz. Ihlamurlar mı? Hiç duymamıştım kokularını..."
Aradım. Biliyorum aramanın zamansız bir ölüm gibi insana dokunduğunu. Gülüşlerimin yüzüne nasıl işgalci bir ordu gibi, eğreti bir gülümseme olup yakışmadığını bildiğim için aradım diyorum. Gülüşüm; iki gerileme devri arasında bir sefahat devri, bu kente lâleleri bağışlayan... Yani, bak lâleler açtı tüm bahçelerde demek istiyorum belki size, kırılgandır genç ölüler.
“Lâleleri görmemek olanaksızdı, bilirim onları...Ne renk miydiler, dediniz? Hiç bakmadım böyle.”
Renkler ve kokular ülkesi suretlerle çağrılır gecenin içinde, nedensiz ağlamalarla... ki onların da rengi kırmızıdır...
Aramak mı? Evet lâleler... Onlar da kırmızıydılar.