
GÖLGEDEKİ BEYAZ SİKLAMENLER
- Görüntüleme: 52
Sadece beni kendi kutbumda, o mutlak yalnızlıkta bırakma! (A.H.Tanpınar)
Bir tımarhanede yaşıyoruz demişti Foucault. İlk duyulduğunda inanılan cümlelerdendi. Başka hayatlar, başka nedenler yüzünden inandık bu önermeye.
Herkes kendi tımarhanesinde, yalnız kendisiyle ilgiliydi...
Her odada balonlar asılı abajurlara… Sarı, kırmızı, mavi ve beyaz balonlar, tuvalette bir şeyler okurken kırmızı bir gölge düşüyor okuduklarınızın üstüne. Bir gidip, bir gelen kırmızı bir gölge… kırmızı ışığı yanmayan bir arabanın sesi; la sirene!
Stres balonları diyor bunlara karım. “Çok için daralırsa, patlatıp birini rahatlıyorsun.” Bir patlama sesine dayanabilir mi yüreğim, bilmiyorum. Sanki o sesle kalbim durur diye korkuyorum. Televizyon; “kimliği saptanamayan bir Kürt kızının bayrak töreni sırasında üstündeki bombayı patlatarak intihar saldırısı yaptığından; dört askerin ve militan kızın paramparça olduğundan” söz ediyor.
Bu sıkıntılı pazar sabahı patlatılmış balon yok daha, kazayla olsa bile. Üstelik balon katilleri dolaşıyor evde; çocuklar…Bizim değil, karımın yeğenleri.
Bunalıyoruz onlardan, gecenin içinde öldürüyoruz kendimizi azar azar. Belki de öldürmeliydim o adamı, sana balon aldığım o gece, uzun zaman sonra çocuklar gibi sevinmiştin. Sonra bir bara gitmiştik, adamın biri şaka olsun diye balonunu patlatmıştı. Öldürmeliydim o adamı. Öldürmeliydim her düş kırıklığının failini…Bilmiyorum, öldürüyor bizi yavaş yavaş düş kırıklıklarımız. Bir patlama sesi öbür odada, televizyonda, uzak, bir balon sesi kadar yakın. Az önce diğer odada telefon çalıyor, telesekreter devreye girinceye kadar. Bir serçe aceleci, cam boyu yürüyor.
“Siklamenler çok güzel açtılar...”
“…”
Gölgeyi seviyorsunuz matmazel! Pek sık sulanmayı değil; haftada iki kez gözyaşı, iki kez seks ya da...
Gölgeyi seviyor beyaz siklamenler...
…
Uykunuzu alamamış kalkıyorsunuz, başınızın ağırlığı akşamdan kalmış olmanıza bağlı da değil. Sağlığınız konusunda her zamanki kadar kaygılısınız, bir o kadar da umursamaz...
Bu sabah erkenden içkiye başlamak gereksinimi duyuyorsunuz bir an, daha önce yapmadığınız bir şey değil, oluyor kimi zaman, gerekçesiz.
“Bir alkolik mi oluyorum” diye kendi kendinize soruyorsunuz, elbette biraz fazla kaygılısınız, bu yüzden, geceleri uykunuzun tutmayışı, tüm vücudunuzun zaman zaman uyuşması, göğsünüze giren o ağrı. Bu sabahki baş ağrısı düşündürüyor tüm bunları.
Telefona uzanıyorsunuz sıkıntılı... Bunun sebebini bilmeksizin. Artık ayrı yaşadığınız karınızla, bunu daha bilmeyen akrabalarınızın dün gece sizde konuk olarak kaldıkları için, rolünüz gereği aynı yatakta eski karınızla içiniz titreyerek sarılmaksızın yatmaktan, yani belki de başka şeylerden sabaha kadar uyuyamayışınız, bunu onun fark etmeksizin rahat uykusu ya da kim bilir, eski karınızın sevgilisinin gece saat üçte telesekretere düşen mesajı, onu uyandırmayan, size yalnızlığınızı hatırlatan, bir zamanlar, başka bir yerde, artık “elma şekeri isteyen bir çocuk gibi sevgi dilenme" diye paylandığınızı unutamayışınız, belki bunlar değil de, oysa “ağlamıştınız bir gece, gözyaşlarıyla sevişilmez matmazel” diyerek, dokunmaksızın yaşanan tüm aşklardan ve tüm bunlardan çok yorgun olmanız, yalnızca bu ilişkiden değil, yaşadığınız bütün ilişkilerden bitkin, kim bilir, gecenin içinden bir "havaar” çığlığı gibi girip ve ansızın çıkıp giden o Kürt kızından bir daha haber alamayışınız ve belki odur diyerek; üstündeki bombayla, tören kıtasının arasına girmeden önce bir sesinizi duymak için, telefon etmiş olan, telefona yanıt veren olmadığı için bir not bırakıp, gönlü kırık bombanın pimini çekmiştir belki diye... aslında arayanın kim olduğunu merak etmeksizin, bir ne var ne yok diyerek, sonunda telesekreterin "message playback” düğmesine basıyorsunuz;
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.
Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.Dıt.ÇAT.
…
Bir tımarhanede yaşıyoruz demişti Foucault. Kıyametin geldiğine inanan bir tarikat kurmamız gerektiğini ve topluca intihar etmemiz gerektiğini söylemeyi unutmuş sanırım diye düşünüyorsun…
Gölgedeki beyaz siklamenlerin bir tomurcuğu daha çiçeğe dönüşüyor, yaşamımızı saran ölümlere inat!